providences

That's enough to provide a line of cocaine for every man, woman, and child on this planet.

Bu miktar; bu gezegendeki her kadın, her erkek ve her çocuk için bir çizgi kokain demek.

And that's enough to provide that village with a source of clean water forever.

Ve bu da bir köye sonsuza kadar temiz su kaynağı sağlamaya yeter.

Trying to provide for us, for our family, to give you things, more than a dirt floor.

Bize sağlamak için çalışmak, bizim aile için, bir şeyler vermek, bir toprak zemin daha.

Surely there was something down there to provide a meal for a hungry young lion.

Aşağıda kesinlikle, bir genç aslan için yemek sağlayabilecek bir şeyler vardı.

But he suggested it might be a good idea, provided you didn't find me too repulsive, right?

Fakat onun önerdiği de iyi bir fikir olabilir, beni çok iğrenç bulmamanı sağladı, değil mi?

John! Lizzie Stark's a strong woman, and I'm sure she provides a fine service for her customers.

John, Lizzie Stark güçlü bir kadın ve kendi müşterileri için iyi hizmet edeceğinden eminim.

Given the information provided by Mr. Scott, this is most likely John Harrison.

Bilgi Bay Scott tarafından sağlandı. Bu büyük ihtimalle John Harrison.

Except that can never happen because everything you need, they provide

Bu asla olmayacak, çünkü ihtiyacınız olan her şeyi onlar sağlayacaklar

Now, the disaster itself provided the opportunity for profit.

Şimdi felaket, kendisi için bir kâr sağlıyordu.

This uniform provided for him, for his mother, for this whole family.

Bu üniforma, onun için, annesi için, tüm bu aile için kazanıldı.