English-Turkish translations for public:

halk · açıkça, açık · kamu · halka açık · devlet · umumi · toplu · genel · kamusal · kamuoyu · ulusal, ulu · aleni · topluluk · toplumsal · seyirci · ortak · ortalık · halka ait · otel · amme · milli · other translations

public halk

Secretary Jeong Hyung Jun and public relations officer Hong Soon Il have arrived.

Sekreter Jeong Hyung Jun ve Halkla İlişkiler Memuru Hong Soon İl geldi.

Good guys, bad guys, but a lot less public relations.

İyi adamlar, kötü adamlar ama daha az halkla ilişkiler.

It's a public vote.

Bu bir halk oylaması.

Click to see more example sentences
public açıkça, açık

But instead, you brought a gun to a public place with the intention of murdering someone.

Ama onun yerine, halka açık bir yere birini öldürmek için bir silah getirdin.

First a run signal, then straight to a public meeting place.

Önce kaç sinyali, sonra halka açık bir yerde buluşma.

It's public record, isn't it?

Halka açık bir belge, değil mi?

Click to see more example sentences
public kamu

Yeah, yeah, That sounds good, Public place, there are people around,

Evet, evet. Bu iyi olur. Kamu alanı, etrafta insanlar var.

This is public information, you know.

Bu kamuya açık bir bilgi, biliyorsunuz.

That's why we have public schools.

Bu yüzden kamu okulları var.

Click to see more example sentences
public halka açık

But instead, you brought a gun to a public place with the intention of murdering someone.

Ama onun yerine, halka açık bir yere birini öldürmek için bir silah getirdin.

In a public place this time.

Bu sefer halka açık bir yerde.

Aren't we in a public place?

Halka açık bir yerde değil miyiz?

Click to see more example sentences
public devlet

Public school was good enough for me, it's good enough for my kid.

Devlet okulu benim için iyiydi, çocuğum için de yeterince iyi.

You do know you're public enemy number two, right?

İki numaralı devlet düşmanı olduğunu biliyorsun, değil mi?

Yeah! Maybe to someplace with a good public school.

Evet! iyi bir devlet okulu olan bir yere mesela.

Click to see more example sentences
public umumi

A public place, lots of people.

Umumi bir yer, bir sürü insan.

We're in a public place.

Burası umumi bir yer.

Well, perhaps it's a publicity stunt.

Belki de bu umumi bir gösteridir.

Click to see more example sentences
public toplu

Oh, by the way, the public transportation system in Tokyo is so amazing.

Oh, bu arada, Tokyo'daki toplu taşıma sistemi bir harika. Ne?

This is why I hate public transportation, but love flying cars.

İşte bu yüzden toplu taşımadan nefret ediyorum ama uçan arabaları seviyorum.

And that got me thinking a courthouse and public transportation.

Ve bu beni düşünmeye itti. Mahkeme ve toplu taşıma aracı.

Click to see more example sentences
public genel

Out in public"in general or" Out in public" with Brian?

Halka açık"genel olarak yoksa" halka açık" Brian'a açık olan mı?

Because, contrary to public perception, you have a job.

Çünkü genel algının tersine, senin bir işin var.

It's like an isolated public morality only understandable to them.

İzole edilmiş bir genel ahlâk gibi sadece onlara anlaşılabilir geliyor.

Click to see more example sentences
public kamusal

Public Radio New York.

Kamusal Radyo, New York.

You've got a public image problem.

Kamusal bir imaj sorunun var.

It is still too public.

Yine de çok kamusal.

Click to see more example sentences
public kamuoyu

Is the public against him?

Kamuoyu ona karşı mı?

The public deserves it.

Kamuoyu bunu hak ediyor.

Damon, public reaction.

Damon, kamuoyunun tepkisi.

Click to see more example sentences
public ulusal, ulu

It's a National Public Radio broadcast center now.

Orası artık Ulusal Halk Radyo Yayın Merkezi.

National Public Radio.

Ulusal Halk Radyosu.

Public Health Code.

Ulusal sağlık kodu.

Click to see more example sentences
public aleni

Isn't that a little public?

Bu biraz aleni değil mi?

But remember: "public and brutal".

Ama hatırla: "aleni ve acımasız".

A statement, public and brutal".

Bir şey, aleni ve acımasız".

Click to see more example sentences
public topluluk

That's a lot of public.

Bu bayağı çok bir topluluk.

A young woman does something clumsy in public.

Genç bir kadın topluluk içinde sakarlık yapar.

Miss Flaemm, I've never danced in public.

Bayan Flaemm, topluluk içinde hiç dans etmedim.

public toplumsal

No, that's a public matter.

Hayır, bu toplumsal bir sorun.

This is the public reaction?

Bu bir toplumsal tepki mi?

Public humiliation, divorce, loneliness, despair, suicide.

Toplumsal aşağılanma, boşanma yalnızlık, umutsuzluk, intihar.

public seyirci

Brian Fury and Jin, public choice.

Brian Fury ve Jin, seyircilerin tercihi!

A nice public place, lots of innocent bystanders.

Güzel bir yer, bir sürü masum seyirci.

public ortak

Police and public sharing collective responsibility.

Polis ve halk ortak bir sorumluluğu paylaşıyor.

These two organizations have a common publication, NlR.

Bu iki kurumun ortak çıkardıkları bir yayın var, NIR.

public ortalık

Don't hug me in public again." Men with men." Oh, Jack!

Bir daha ortalıkta bana sarılma." Erkeklerle erkekler." Oh, Jack!

And the one thing that he's missing, the crazy public fights and torrid makeup sex,

Ve tek eksik olan şeyi de çılgın halk kavgası ve ortalıkta seks.

public halka ait

Not everything is public domain, Chloe!

Her şey halka ait değildir, Chloe!

It's a public company.

Bu şirket halka ait.

public otel

What, at a public hotel?

Halka açık bir otelde mi?

Blue is for public dissemination, red is for the investors. Yeah.

Mavi otel sıradan insanlar için, kırmızı otel ise yatırımcılar için.

public amme

We're not a public service, Mr. Sidgwick.

Biz amme hizmeti değiliz Bay Sidgwick.

public milli

But I, at the Gyeongyeon forum, very publicly, declared Gwangpyeong wasn't killed by Milbon.

Fakat, Kyeongyeon toplantısında açıkça Gwang Pyung'un Mil Bon tarafından öldürülmediğini duyurdum.