English-Turkish translations for rare:

nadir · ender · az pişmiş · az bulunur · nadide · bulunmaz · cins · seyrek · olağanüstü · çiğ · other translations

rare nadir

He's a Collins and a good man and these days, that's a desperately rare combination.

O bir Collins ve iyi bir adam, bugünlerde bu nadir bir kombinasyon.

It is a rare cancer that is slowly eating me alive.

Nadir görülen, beni yavaş yavaş yiyip bitiren bir kanser.

I'm looking for something rare.

Nadir bulunan bir şey arıyorum.

Click to see more example sentences
rare ender

I have a patient, a young boy with a rare brain disease. He's very, very sick.

Bir hastam var, küçük bir çocuk, ender görülen bir beyin hastalığı. çok ama çok hasta.

Yes? How rare is this disease?

Bu hastalık ne kadar ender?

So I'll be Special, and I'll be rare With a Smile and a ribbon in my hair

Böylece ben de özel olacağım, ben de ender olacağım bir gülümseme ve saçımdaki kurdele ile

Click to see more example sentences
rare az pişmiş

Huh. This is too rare for me.

Bu benim için çok az pişmiş.

Oh, this is too rare.

Oh, bu az pişmiş.

A cheeseburger, rare, fries and a Coke.

Bir çizburger, az pişmiş, patates ve bir kola.

Click to see more example sentences
rare az bulunur

It's a wonderful moment and a rare one.

Bu harika bir an ve de az bulunur.

Madam President, honored guests this is a rare pleasure for me.

Sayın Başkan, değerli misafirler bu benim için az bulunur bir zevk.

It's incredibly rare and incredibly valuable,

İnanılmaz az bulunur ve inanılmaz değerli.

Click to see more example sentences
rare nadide

It's a very rare and expensive painting, sir.

Bu çok nadide ve pahalı bir tablo, efendim.

How rare and how beautiful.

Ne kadar da nadide ve güzel.

Sounds like a rare flower, doesn't it?

Nadide bir çiçek adı gibi, değil mi?

Click to see more example sentences
rare bulunmaz

Yes, this is a rare opportunity.

Evet, bu bulunmaz bir fırsat.

This is a rare opportunity.

Bu bulunmaz bir fırsat.

This is a rare pleasure.

Bu bulunmaz bir zevk.

Click to see more example sentences
rare cins

She's a very rare breed

Çok nadir bulunan bir cins

The energy feels very rare.

Bu enerji, nadir bulunan cinsten.

However, we are a very, very rare genus and species.

Ne var ki, biz çok nadir bir cins ve türüz.

Click to see more example sentences
rare seyrek

We were discussing Talan's appearance and symptoms, and there's a very rare disease called porphyria.

Talan'ın görünüşünden ve semptomlarından bahsediyorduk. Porfiri adında çok seyrek görülen bir hastalık var.

But these awakenings were rare and transient, lasting only a moment.

Ama bu uyanışlar seyrek ve geçiciydi. Bir an sürüyordu.

But awakenings were rare and transient,

Ama bu uyanışlar seyrek ve geçiciydi.

rare olağanüstü

But now this rare and remarkable planet is facing its greatest challenge, humankind.

Ama şimdi, bu nâdide ve olağanüstü gezegen en büyük sorunla karşı karşıya: İnsanoğlu.

Mr. Phelps, she is a lady of rare character.

Bay Phelps, o olağanüstü karaktere sahip bir bayan.

rare çiğ

Or rare or burnt!

Çiğ ya da yanmış!

I guess it's diced rare meat.

Sanırım bu doğranmış çiğ et.