English-Turkish translations for rate:

oran · sınıf · hız · atış · faiz · fiyat · değerlendirmek · ücret · derece · nabız · other translations

rate oran

There's more things in the world now, so the cultural decay rate of ideas is much, much faster.

Artık dünyada daha fazla şey var. Bu yüzden fikirlerin kültürel azalma oranı çok daha hızlı.

Fresh air, low crime rate.

Hava temiz, suç oranı düşük.

Low crime rate and high-speed Internet connectivity but no model train shops.

Düşük suç oranı, yüksek hızda internet bağlantısı, ama model tren dükkanı yokmuş.

Click to see more example sentences
rate sınıf

Now he's a first-rate psychopath, and he's using me to destroy people's lives.

Şimdi ise birinci sınıf bir psikopat ve beni insanların hayatlarını yok etmek için kullanıyor.

He is a first-rate dancer, just like me.

Birinci sınıf bir dansçı, tıpkı benim gibi.

But this is first-rate.

Ama bu birinci sınıf.

Click to see more example sentences
rate hız

There's more things in the world now, so the cultural decay rate of ideas is much, much faster.

Artık dünyada daha fazla şey var. Bu yüzden fikirlerin kültürel azalma oranı çok daha hızlı.

My blood pressure and heart rate are almost normal!

Kan basıncım ve kalp hızım neredeyse normal!

Growing at a rate of several million a year.

Bir yılda bir kaç milyonluk bir büyüme hızı var.

Click to see more example sentences
rate atış

It's a heart rate monitor, and it's connected to a radio transmitter.

Bu bir kalp atış monitörü. Ve bir radyo vericisine bağlı.

And his heart rate and BP are getting even more erratic.

Ve kalp atış hızı ve kan basıncı gittikçe daha da düzensizleşiyor.

His heart rate stayed normal.

Kalp atış hızı normal kaldı.

Click to see more example sentences
rate faiz

But I never told him there was a fixed interest rate.

Ama ben onu orada hiç söylemedim sabit bir faiz oranı.

The National Bank raises interest rates.

Ulusal Banka faiz oranlarını yükseltti.

Saving houses with pyramid interest rates two million.

Piramit faiz oranlarıyla ev kurtarma iki milyon.

Click to see more example sentences
rate fiyat

Getting a special rate, owes me a favour.

Bana özel bir fiyat veriyor, iyilik borcu var.

What new rate?

Ne yeni fiyatı?

Rates aren't the only factor.

Tek faktör fiyat değil.

Click to see more example sentences
rate değerlendirmek

But, hey, at least the vandalism rate's down, right?

Ama hiç değilse Vandalizm oranı düştü, değil mi?

Queenie Wahine's papaya rates higher Than pineapple, pumpkin or poi

Kraliçe Wahine'nin papayası ananas, kabak ya da poi'den daha değerli

You, for positing a challenge worthy of a first-rate tonker.

Seni meydan okumayı öneren senin gibi birinci sınıf değerli bir pipiyi.

Click to see more example sentences
rate ücret

He's paying the rate, and he's apparently a big deal.

Adam ücretini ödüyor, ve görünüşe göre bu önemli bir iş.

The usual rate.

Her zamanki ücret.

Day rate, seven shillings.

Bu günün ücreti, yedi şilin.

Click to see more example sentences
rate derece

America has become a second-rate power.

Amerika ikinci derece bir güç haline geldi.

How does a third-rate pencil-pushing apple-stealing dickhead like you

Nasıl olurda, senin gibi üçüncü derece, aşağılık bir memur,

How does a third-rate, pencil-pushing, apple-stealing, dick-head like you afford a four-bedroom colonial in Nassau motherfucking County?

NasıI olurda, senin gibi üçüncü derece, aşağıIık bir memur Nassau eyaletinde dört yatak odalı bir ev satın alabilir?.

rate nabız

Normal heart rate and pulse ox.

Kalp ritmi ve nabız normal.

That heart rate is dancing like a Cylon scanner.

Bu nabız Cylon tarayıcısı gibi dans ediyor.

fetal heart rate good, stats are stable.

Fetüsün nabzı iyi, hayati göstergeleri stabil.