English-Turkish translations for reveal:

ortaya çıkarmak · göstermek · açıklamak · açığa vurmak · ifşa etmek · ortaya koymak · anlatmak · belli etmek · other translations

reveal ortaya çıkarmak

And studies of their bones and teeth revealed something amazing.

Kemik ve dişlerinde yapılan çalışmalar şaşırtıcı bir şey ortaya çıkardı.

You know what this is gonna reveal, right?

Bu neyi ortaya çıkaracak biliyorsun değil mi?

Do you have a strategy if it's revealed?

Bu ortaya çıkacak olursa bir stratejin var mı?

Click to see more example sentences
reveal göstermek

Autopsy revealed similar entry and exit wounds through the chest.

Otopsi, göğüs bölgesinde benzer giriş ve çıkış yaraları olduğunu gösterdi.

The autopsy revealed nothing unusual.

Otopsi olağandışı bir şey göstermedi.

Miss Sheng, this rebellion revealed many truths to us.

Bayan Sheng, Bu isyan bize birçok gerçeği gösterdi.

Click to see more example sentences
reveal açıklamak

Monsieur Big reveals everything!

Mösyö Önemli her şeyi açıklıyor!

I think it's rather revealing.

Bence bu çok açıklayıcı.

Dr. Carr's new book is absolutely revealing.

Dr. Carr'ın yeni kitabı çok açıklayıcı.

Click to see more example sentences
reveal açığa vurmak

Yeah, it is not right to reveal other people's secrets.

Evet, diğer insanların sırlarını açığa vurmak doğru değil.

Vanko and Vera never reveal the secrets to the magic.

Vanko ve Vera asla sihrin sırlarını açığa vurmaz.

A magician doesn't reveal his secrets

Bir sihirbaz sırlarını açığa vurmaz.

Click to see more example sentences
reveal ifşa etmek

Which means our enemy is not yet ready to reveal himself.

Düşman kendini ifşa etmeye henüz hazır değil demek ki.

Well, a good reporter never reveals her sources.

İyi bir muhabir asla kaynaklarını ifşa etmez.

You reveal yourself to me, I'll reveal myself to you.

Kendini bana ifşa et ben de kendimi sana. .ifşa edeyim.

Click to see more example sentences
reveal ortaya koymak

fixed in dramatic and athletic poses that reveal the true-to-life spatial relationships amongst organs.

dramatik ve atletik bir duruş organlar arasındaki gerçeğe yakın uzamsal ilişkileri ortaya koyan bir duruş.

This sport doesn't build character, it reveals it.

Bu spor, karakter yapmıyor, onu ortaya koyuyor.

Cataloging all possible implications will reveal Kennedy's guilt!

Tüm olası kataloglama etkileri Kennedy'nin suçluluk ortaya koyacaktır!

Click to see more example sentences
reveal anlatmak

Tonight, we reveal everything!

Bu gece her şeyi anlatacağız.

Otherwise, I'll reveal everything to Ji Hyun's father.

Yoksa her şeyi Ji Hyun'un babasına anlatırım.

What does this book reveal?

Ne anlatıyor bu kitap?

reveal belli etmek

No, but he he did reveal something, didn't he?

Ama bir şeyler belli etti, değil mi?