English-Turkish translations for sense:

mantık, mantıklı · anlamak, anlayış · anlamlı, anlam · duygu · his · hissetmek · sağduyu · duyu · fikir · karar · zeki · hissetme · aklıselim · zeka · düşünce · yön · duyum · mefhum · algı · amaç · farkında olmak · other translations

sense mantık, mantıklı

It's a very interesting story, future boy but there's one thing that doesn't make sense.

Bu çok ilginç bir hikaye, gelecekten gelen çocuk ama mantıklı olmayan tek bir şey var.

This makes no sense to me.

Bu bana hiç mantıklı gelmiyor.

No, it doesn't make any sense.

Şimdi, bu hiç mantıklı değil:

Click to see more example sentences
sense anlamak, anlayış

Besides, maybe a new leader would have a better sense of history.

Ayrıca belki yeni reisin daha iyi bir tarih anlayışı olur.

Great. Human Resources certainly has an odd sense of humor.

İnsan Kaynaklarının kesinlikle garip bir şaka anlayışı var.

They both have the same terrible sense of humor.

İkisinin de berbat bir espri anlayışı var.

Click to see more example sentences
sense anlamlı, anlam

When was the last time anything in this country made sense?

Bu ülkede en son ne zaman anlamlı bir şeyler oldu?

Just, you know, it doesn't make any sense.

Sadece, bilirsin, herhangi bir anlam ifade etmiyor.

Makes more sense, and it'll help them more.

Daha anlamlı olur ve onlara daha fazla faydası olur.

Click to see more example sentences
sense duygu

If there's one thing that this job kills inside, it's a sense of trust.

Önemli bir şey daha var bu içinde öldürür, bu güven duygusu.

No sense of responsibility, nothing.

Sorumluluk duygusu yok, hiçbir şey.

He's got a wonderful sense of humor.

Çok iyi bir mizah duygusu var.

Click to see more example sentences
sense his

It really gives the body a sense of freedom, huh, honey?

Bedene bir özgürlük hissi veriyor, öyle değil mi tatlım?

A ghost like Casper, or Bruce Willis from "The Sixth Sense"?

Casper gibi bir hayalet mi yoksa "Altıncı His" teki Bruce Willis gibi mi?

It's almost like a sixth sense.

Altıncı his gibi bir şey bu.

Click to see more example sentences
sense hissetmek

And I sense there was a sudden release of energy here, yes, very powerful.

Ve burada ani bir enerji patlaması olduğunu hissediyorum. Evet, çok kuvvetli bir enerji.

Now, why do I sense you're a bad girl?

Neden senin kötü bir kız olduğunu hissediyorum?

I can sense something different.

Farklı bir şey hissediyorum.

Click to see more example sentences
sense sağduyu

Common sense is not so common.

Sağduyu, o kadar basit değil.

Not honor then, common sense.

Onur değil o zaman. Sağduyu.

Unless he's a drooling vegetable, but that's only common sense.

Tabii beyinsiz bir sebze olmazsa ama bu sadece sağduyu.

Click to see more example sentences
sense duyu

But a newly regained sense can be a very powerful thing.

Ama yeniden geri kazanılan bir duyu çok güçlü bir şeydir.

Sensory deception makes no sense.

Duyusal aldanma hiç mantıklı değil.

What's your Spidey sense say?

Örümcek duyuların ne diyor?

Click to see more example sentences
sense fikir

The idea of going back in there nothing makes sense there.

Oraya geri dönme fikri orada mantıklı hiç bir şey yok.

Well, I guess that makes sense.

Sanırım bu mantıklı bir fikir.

In that sense, it's a very good idea, Mr. Odone.

Bu açıdan çok iyi bir fikir, Bay Odone.

Click to see more example sentences
sense karar

Really? Cause it makes perfect sense to me.

Gerçekten mükemmel bir karar Bana mantıklı geldi.

Your decision doesn't make any sense.

Verdiğin karar hiç mantıklı değil.

That verdict doesn't make sense.

Bu karar hiç mantıklı değil.

Click to see more example sentences
sense zeki

I'm not as smart as you, but I sense things.

Senin kadar zeki değilim, ama bir şeyleri seziyorum.

She's good. She's reserved, has artistic sense, and is smart.

İyi biri içine kapanık artistik bir duruşu var ve zeki.

She's smart and has artistic sense.

Çok zeki ve artistik bir duruşu var.

Click to see more example sentences
sense hissetme

Ruth is continuing to sense really strong energies in this building.

Ruth bu binada çok güçlü enerjiler hissetmeye devam ediyor.

Teresa is the best because of her unparalleled ability to sense Yoki.

Teresa en iyi çünkü eşsiz bir Yoki hissetme yeteneği var.

News bulletin I'm a sense offender.

Haber bülteni: Ben bir hissetme suçlusuyum.

sense aklıselim

Baseball bat, baseball academy common sense.

Beyzbol sopası, beyzbol akademisi, aklıselim.

Baseball bat,baseball academy that's not common sense.

Cho? Beyzbol sopası, beyzbol akademisi, aklıselim değil.

sense zeka

An idiot, or a daring killer with a warped sense of humor.

Bir geri zekâlı ya da çarpık bir mizah anlayışı olan katil.

Mental Rubik's cube, I know, but one day it'll make sense.

Zeka küpü, biliyorum. Ama bir gün bu mantıklı gelecek.

sense düşünce

It's not common sense.

Bu ortak bir düşünce değil.

News bulletin I'm a sense offender.

Haberler Ben bir düşünce suçlusuyum.

sense yön

Your instinctive sense of direction.

Sizin içgüdüsel yön duygusu.

Thanks to James's famously-poor sense of direction,

James'in meşhur kötü yön tayini sayesinde

sense duyum

But perhaps my sense of smell deceives me.

Ama belki, koku alma duyum beni aldattı.

sense mefhum

That's just good sense.

O sadece iyi bir mefhum.

sense algı

It's a feeling, a sense.

Bu bir his, bir algı.

sense amaç

To give their lives meaning, a sense of purpose.

Hayatlarına bir anlam, bir amaç vermek için.

sense farkında olmak

Your methods may be different, but you have a sense ofjustice.

Yöntemin farklı olabilir; fakat sen de adalet duygusu var.