English-Turkish translations for shame:

utanç · ayıp · utandırmak · utanılacak şey · utanma · rezalet · rezil etmek · yazık etmek · ar · günah · other translations

shame utanç

Maybe. Or maybe it's a shame when we don't trust when good things happen.

Ya da belki iyi şeyler zaman biz güvenmiyorum zaman bir utanç.

That is a terrible shame.

Bu çok büyük bir utanç.

That's not a very shameful walk of shame.

Bu çok utanç verici bir utanç yürüyüşü değil.

Click to see more example sentences
shame ayıp

It's a shame this isn't a movie, because you're a good actress.

Çok ayıp ki bu bir film değil Çünkü sen iyi bir oyuncusun

Yes, sir. It's a real shame.

Evet efendim bu çok büyük bir ayıp.

Shame on you, you old fool.

Ayıp sana, seni yaşlı aptal.

Click to see more example sentences
shame utandırmak

Meredith: It might be hard for a surgeon to admit But there's no shame in simply being human.

Bir cerrah için kabul etmesi zor olabilir ama insan olmakta utanılacak bir şey yok.

She died, there's no shame in that.

O öldü, utanılacak bir şey yok.

Julia, I think it's a damn shame.

Julia, bence bu utanılacak bir şey.

Click to see more example sentences
shame utanılacak şey

Meredith: It might be hard for a surgeon to admit But there's no shame in simply being human.

Bir cerrah için kabul etmesi zor olabilir ama insan olmakta utanılacak bir şey yok.

There's no shame in that, all right?

Bunda utanılacak bir şey yok, tamam mı?

She died, there's no shame in that.

O öldü, utanılacak bir şey yok.

Click to see more example sentences
shame utanma

No fear, no shame.

Korku yok, utanma yok.

ls there no shame?

Hiç utanma yok mu?

Bob, you have no shame.

Bob, sende hiç utanma yok.

Click to see more example sentences
shame rezalet

I say, yes the kid has a future and in it I see shame, dishonor ignominy, disgrace.

Ben evet diyorum çocuğun bir geleceği var ve bunda utanç, onursuzluk alçaklık, rezalet görüyorum.

I say, yes the kid has a future and in it l see shame, dishonor ignominy, disgrace.

Diyorum ki, evet çocuğun bir geleceği var ve bunda utanç, onursuzluk alçaklık, rezalet görüyorum.

That was shameful, disgraceful, but it was not love.

O olay utanç verici, rezalet. Ama aşk değildi.

shame rezil etmek

Find him, shame him, and kill him.

Onu bul, rezil et ve öldür.

This woman has humbled, shamed and disgraced the entire firm.

Bu kadın firmayı küçük düşürdü, utandırdı ve rezil etti.

You've shamed me!

Beni rezil ettin.

shame yazık etmek

It's a shame because I didn't deserve it.

Gerçekten çok yazık, çünkü ben bunu hak etmedim.

It's a shame I can't disclose more information.

Ne yazık ki daha fazla bilgi ifşa edemem.

shame ar

Now, back to that shame. Rumors about your mom and who, LJ?

Peki şimdi bu utanç verici dedikodular annen ve kim arasında, LJ?

Isn't you shame-o-meter broken yet?

Ar damarın çatladı senin?

shame günah

But it's a shame to see you suffering for the sins of another man.

Ama seni başka bir adamın günahları için acı çekerken görmek çok yazık.

There's never any sense of sin or shame in it.

Içinde günah ya da utanç bir anlam yok asla.