English-Turkish translations for slight:

hafif · ufak · küçük · az · önemsiz · azıcık · zayıf · öylesine · rahatsızlık · belli belirsiz · narin · birkaç · other translations

slight hafif

But it was just a slight concussion. Nothing to worry about.

Ama sadece hafif bir sarsıntı geçirmiş, endişelenecek bir şey yok.

Well, I have a slight cold, and your mother

Hafif bir soğuk algınlığım var ve annen

A slight wound.

Hafif bir yara.

Click to see more example sentences
slight ufak

Ladies and gentlemen, there's been a slight change of plan.

Bayanlar ve baylar planda ufak bir değişiklik oldu.

There's a slight problem

Ufak bir sorunum var

Ladies and gentlemen, a slight delay.

Bayanlar baylar, ufak bir gecikme olacak.

Click to see more example sentences
slight küçük

It seems you have a slight problem with authority.

Öyle görünüyor ki otorite ile ilgili küçük bir problemin var.

You're my younger sister. I'm your slightly older sister.

Sen benim küçük kız kardeşimsin, ben de biraz büyük ablan.

Señor Fox, we have a slight problem

Bay Fox, küçük bir sorunumuz var.

Click to see more example sentences
slight az

Oh. Oh, just slightly. Less than a year.

Sadece birazcık, bir seneden biraz daha az.

Our weapons are just slightly better than bronze.

Bizim silahlarımız bronzdan çok az daha iyi.

Half a day, or slightly less.

Yarım gün, belki daha az.

Click to see more example sentences
slight önemsiz

Well, yeah, that is a slight problem.

Öyle, evet. Bu önemsiz bir sorun.

Oh my husband's having slight memory problem.

Oh Kocamın önemsiz bir hafıza sorunu var.

You might have a slight concussion.

Önemsiz bir beyin sarsıntın olabilir.

Click to see more example sentences
slight azıcık

Only the official photo might cause a slight delay.

Bir tek resmi fotoğraf azıcık gecikmeye neden olabilir.

A slight delay, sorceress. That's all.

Azıcık bir gecikme, büyücü, hepsi bu.

Not even slightly.

Azıcık bile değilim.

Click to see more example sentences
slight zayıf

The best meteorological projections indicate that that is a very, very slight possibility.

En iyi meteorolojik tahminler bunun çok çok zayıf bir ihtimal olduğunu gösteriyor.

And she was not a slight woman.

Ve o zayıf bir kadın değildi.

He's pretty slight, and his name isn't Aloise Lange.

Çok zayıf biridir ama onun adı Aloise Lange değil.

slight öylesine

It seems you have a slight problem with authority.

Öyle görünüyor ki otorite ile ilgili küçük bir problemin var.

I'm afraid so, but it wasn't much, really just a slight bump.

Korkarım öyle. Ama pek de bir şey değil. Sadece hafif bir sarsıntı.

Well, yeah, that is a slight problem.

Öyle, evet. Bu önemsiz bir sorun.

slight rahatsızlık

My apologies for the slight inconvenience.

Bu küçük rahatsızlık için özür dilerim.

She's got a slight thyroidal inflammation.

Hafif bir tiroid rahatsızlığı var.

slight belli belirsiz

Even this slight misalignment may be detected.

Belki bu belli belirsiz sapma bile tespit edilebilir.

A smoky, peppery, slightly spicy, vaguely orangey-sweet something.

Dumanlı, biberli, biraz baharatlı, belli belirsiz portakal tadında birşey.

slight narin

Tyler Lang he's a brunette, slight build, very sensitive.

Tyler Lang. Esmer, narin yapılı, çok hassas.

Sunny, a slight breeze, chilly in the morning.

Güneşli, narin bir meltem, serin bir sabah.

slight birkaç

Actually, I was married a few months ago, so slightly worse.

Aslında birkaç ay önce evlendim. Bu yüzden birazcık kötü.