English-Turkish translations for small:

küçük · ufak · ufak şey · mini · az · önemsiz · ufak tefek · dar · küçücük · zayıf · minik · sıradan · basit · ince · küçükler · arka · hafif hafif, hafif · ufacık · az miktar · minicik · adi · yavaşça · fakir · other translations

small küçük

Just a small world, and not a very good one.

Dünya çok küçük. Ve pek de iyi bir dünya değil.

It's too small for me.

Bu bana çok küçük.

It's like a small town.

Küçük bir şehir gibi.

Click to see more example sentences
small ufak

He thought it was a very big secret for such a small little girl

Böyle ufak bir kız için çok büyük bir sır olduğunu düşündü.

No, just a small group.

Hayır, sadece ufak bir grup.

It's a small country.

Burası da ufak bir ülke.

Click to see more example sentences
small ufak şey

That is not a small thing.

Ufak bir şey değil bu.

Such a small thing, but now it's part of history.

Ne ufak bir şey, ama şimdi tarihin bir parçası.

It's no small thing.

Ufak bir şey değil.

Click to see more example sentences
small mini

Can I ask you a small question?

Size küçük bir soru sorabilir miyim?

Could you just do me one other small favor?

Bana küçük bir iyilik daha yapabilir misin?

Would you take a small step forward, please?

İleri doğru küçük bir adım atabilir misin lütfen?

Click to see more example sentences
small az

It's small but, you know it's going to be a lot less work.

Küçük, ama daha az işin olacak. Sana çok daha az çıkacak.

Small room like that, two minutes, maybe less.

Onun gibi küçük bir odada iki dakika, belki daha az.

Yeah, at least a small hand device.

Evet, en azından küçük bir el aygıtı.

Click to see more example sentences
small önemsiz

Small, but important to me.

Ufak, ama benim için önemli.

It's because I'm a small man!

Çünkü ben önemsiz bir adamım.

It's a small company, Bert, but it's very important.

Küçük bir şirket bu Bert, ama çok önemli.

Click to see more example sentences
small ufak tefek

He's a small-time drug dealer, but no known connection to, uh, Lieutenant Talbot.

Ufak tefek uyuşturucu satıcısıymış. Teğmen Talbot ile bilinen bir bağlantısı yok.

She's small, but she's like a little ball.

Ufak tefek ama küçük bir top gibi aslında.

In big places, such small things happen

Böyle büyük yerlerde ufak tefek şeyler olabilir!

Click to see more example sentences
small dar

But it's too small for me.

Ama burası benim için çok dar.

This cage is so small.

Bu kafes çok dar.

Small board, left hand.

Dar tahta, sol el.

Click to see more example sentences
small küçücük

That's funny, because I feel very small.

Çok komik çünkü kendimi küçücük hissediyorum.

You have such a small room for such a big apartment.

Bu kadar büyük bir dairede küçücük bir odan var.

Just a small, stupid thing.

Küçücük, aptal bir şey.

Click to see more example sentences
small zayıf

A small man, with such beautiful eyes, really handsome!

Çok güzel gözleri olan zayıf bir adam. Gerçekten çok yakışıklı!

Those boys want a government Small and weak

Bu adamlar Küçük ve zayıf hükümet istiyor

She was so small and weak.

O kadar küçük ve zayıftı ki.

Click to see more example sentences
small minik

It's just for me and my. .my short my small daughter.

Oda benim ve benim minik, benim küçük kızım için.

Because somewhere deep inside of you is a small, tiny spark of hope.

Çünkü içinde, derinde bir yerde küçük, minik bir umut ışığı var.

Small and white

Minik ve beyaz

Click to see more example sentences
small sıradan

He thought it was a very big secret for such a small little girl

Böyle ufak bir kız için çok büyük bir sır olduğunu düşündü.

This seems like a pretty small envelope for such a big secret.

O kadar büyük bir sır için çok küçük bir zarf gibi.

In a typical small town

Tipik sıradan bir kasaba

Click to see more example sentences
small basit

Because that's not a small thing.

Çünkü basit bir şey değil.

On this very large estate, there lived a small girl and life was pleasant there and very, very simple.

Ve bu büyük malikanede küçük bir kız yaşıyordu. Orada hayat çok keyifli ama çok, çok basitti.

Stupid, useless, dumb thing, can't even find a simple small crystal!

Aptal, işe yaramaz, dilsiz şey! Küçük basit bir kristali bile bulamıyorsun.

Click to see more example sentences
small ince

She's a brunette with a slim waist, a small nose and a decent height.

O ince bel, küçük bir burun ve iyi bir yüksekliğe sahip bir esmer.

Well, not so small, but thin.

O kadar küçük değil ama ince.

The Kraang this Kraang seeks are small, squishy and rather handsome.

Bu Kraang, daha ince daha yakışıklı ve vıcık vıcık olan Kraang'ları arıyor.

Click to see more example sentences
small küçükler

They're so fast and small.

Çok hızlı ve çok küçükler.

Why are they so small?

Neden bu kadar küçükler?

They're too small to play football

Futbol oynamak için çok küçükler.

Click to see more example sentences
small arka

Yeah, she's in back. Do me one small favor,

Evet, arka tarafta. bana küçük bir iyilik yap

There's a small path behind it.

Arkanda küçük bir yol var.

There's a small refrigerator behind his desk.

Masasının arkasında ufak bir buzdolabı var.

Click to see more example sentences
small hafif hafif, hafif

Is there a small, light salad?

Küçük, hafif bir salata var mı?

Too small, too light.

Çok ufak, çok hafif.

Please, a small one.

Lütfen, hafif bir tane.

Click to see more example sentences
small ufacık

She's so small and sweet.

Ufacık ve çok tatlı.

Everything looks so small.

Her şey ufacık görünüyor.

One bite but make it small.

Bir ısırık ama ufacık olsun.

Click to see more example sentences
small az miktar

But a forensic botanist confirmed the killers possessed a small amount of Shea's Lounge.

Ama adli botanikçi, katillerde az bir miktar, Shea'nın Salonu olduğunu doğruladı.

We have a small amount.

Az bir miktarda var.

But only in small amounts.

Ama çok az miktarlarda.

small minicik

Small, tiny, little hands.

Küçük, minicik ellerin var.

Just a tiny, little, small celebration.

Sadece minicik, ufak, küçük bir kutlama.

small adi

A brave soldier was killed like a small-time criminal.

Adi bir suçlu gibi cesur bir asker öldürüldü.

Small-time crooks and pimps

Adi hırsızlar ve pezevenkler

small yavaşça

Just talk slow and use small words.

Ama yavaş konuş ve kısa kelimeler kullan.

That's the way it changes, little by little small increments.

Her şey böyle değişir, yavaş yavaş küçük artışlarla.

small fakir

They're a poor, small clan.

Onlar fakir ve küçük bir klan.