English-Turkish translations for stand:

ayak · durdurmak, durmak · kalkmak · ayağa kalkmak · çekilmek, çekmek · olmak · kaldırmak, kalmak · hal · durma · hazır olmak · ayakta durmak · gitmek · yer · çıkmaz · ayakta kalmak · dikilmek · temsil etmek · yardım etmemek · dayanmak · durak · durum · stant · direniş · devam etmek · tahammül etmek · destek · seviye · uymak · ayaklık · bulunmak · karşı koymak · baki kalmak · other translations

stand ayak

Five minutes after that I'll be the only person in this room still standing.

Ondan beş dakika sonra da bu odada ayakta kalan tek kişi ben olacağım.

Stand up and walk.

Ayağa kalk ve yürü.

Do You always eat standing, like a horse?

Her zaman ayakta yemek yersin atlar gibi?

Click to see more example sentences
stand durdurmak, durmak

Just stand up against the wall like a good boy and leave us alone.

Duvara karşı dur ve iyi bir çocuk ol, ve bizi rahat bırak.

Okay, just stand right here.

Tamam, şimdi tam burada dur.

Here, stand here.

Dur, burada dur.

Click to see more example sentences
stand kalkmak

Stand up and look at me.

Ayağa kalk ve bana bak.

Sir, please, stand up.

Bayım, lütfen ayağa kalkın.

Then stand up and tell me.

Peki kalk, ve söyle!

Click to see more example sentences
stand ayağa kalkmak

Stand up and look at me.

Ayağa kalk ve bana bak.

Stand up and walk to me.

Ayağa kalk ve bana yürü.

Can you stand up, please?

Ayağa kalkar mısın lütfen?

Click to see more example sentences
stand çekilmek, çekmek

Here, stand back, stand back.

Geri çekil, geri çekil.

Mr. Thompson, stand back, please.

Bay Thompson, geri çekilin lütfen.

Stand back. He's alive!

Geri çekil Hala yaşıyor!

Click to see more example sentences
stand olmak

Just stand up against the wall like a good boy and leave us alone.

Duvara karşı dur ve iyi bir çocuk ol, ve bizi rahat bırak.

And a standing bear will never run, no matter what.

Ve ayakta duran bir ayı asla kaçmaz, ne olursa olsun.

Johnny, stand up and go to the water table.

Johnny, ayağa kalk ve suyun olduğu masaya git.

Click to see more example sentences
stand kaldırmak, kalmak

Stand over here and don't touch a damn thing!

Burada kal ve hiçbir lanet şeye dokunma sakın!

Stand by for second target.

İkinci hedef için beklemede kal.

Stand and don't move

Orada kal ve kımıldama.

Click to see more example sentences
stand hal

This girl has died two times, and she's still standing.

Bu kız iki kere öldü, ama hala ayakta duruyor.

Then why are we still standing here talking?

Peki neden hala burada durup konuşuyoruz ki?

That's the old one still standing there.

İşte, yaşlı olan hala dimdik ayakta.

Click to see more example sentences
stand durma

Well, don't just stand there. You give me a kiss.

Orada dikilip durma da bana bir öpücük ver.

Don't you just stand sitting there, come and grab a fish.

Orada öyle oturup durma, gel ve bir balık yakala.

Well, don't just stand there.

Şey, orada dikilip durma.

Click to see more example sentences
stand hazır olmak

Stand by Peter Pan, this is gonna be great.

Hazır ol Peter Pan bu harika olacak.

Chris, stand by!

Chris, hazır ol!

Stand by, Dean.

Hazır ol Dean.

Click to see more example sentences
stand ayakta durmak

This girl has died two times, and she's still standing.

Bu kız iki kere öldü, ama hala ayakta duruyor.

Standing here all night must be tough.

Bütün gece ayakta durmak zor olmalı.

Don't just standing there.

Sadece orada ayakta duruyorsun.

Click to see more example sentences
stand gitmek

You too, stand next to him or go and stand over there.

Sen de, onun yanında dur ya da git orada dur.

Stand up now and go. And we both go.

Şimdi kalk ve ikimiz için de git.

Now go and stand watch.

Şimdi git ve etrafa bak.

Click to see more example sentences
stand yer

It's a good place for a last stand, isn't it?

Son bir savunma için iyi bir yer, değil mi?

Maybe we should stand somewhere else, somewhere out of state.

Belki başka yerde durmalıyız, eyalet dışında bir yerlerde belki.

I know because I was standing where you're standing!

Biliyorum çünkü durduğun yerde ben de duruyordum!

Click to see more example sentences
stand çıkmaz

Stand up and come forward.

Ayağa kalkın ve öne çıkın.

Stand up, uncle Jacob.

Yukarı çıkın, Jacob amca.

Surface and stand by.

Yüzeye çıkın ve durun.

Click to see more example sentences
stand ayakta kalmak

Actually, please, stay standing, Art.

Aslında, lütfen ayakta kal, Art.

Please remain standing.

Lütfen ayakta kalın.

By Friday there won't be a tree standing.

Cuma günü, ayakta tek bir ağaç bile kalmayacak.

Click to see more example sentences
stand dikilmek

Does this seem like a good place for you to be standing?

Burası ayakta dikilmek için iyi bir yer gibi mi görünüyor?

Just standing there won't bring him back.

Sadece orada dikilmek onu geri getirmez.

I'm just standing here like an idiot.

Sadece bir aptal gibi burada dikiliyorum.

Click to see more example sentences
stand temsil etmek

So Project K stands for what?

Yani K Projesi neyi temsil ediyor?

Each word stands for a number.

Her kelime bir sayıyı temsil ediyor.

Sir, who stands for Mr. Hickok?

Bay Hickok'u kim temsil ediyor?

Click to see more example sentences
stand yardım etmemek

Don't just stand there, help me!

Orada öyle durma, bana yardım et!

Stand up and help, Mark!

Kalk ve yardım et, Mark.

Don't stand still there, help me!

Hala orada duruyorsun, yardım et!

Click to see more example sentences
stand dayanmak

Even his family couldn't stand him, and left him.

Ailesi bile ona dayanamadı ve onu terketti.

Maybe she couldn't stand all those meetings.

Belki de bütün o toplantılara dayanamadı.

'Cause Dil can't stand that.

Dil buna dayanamaz çünkü.

Click to see more example sentences
stand durak

What, like a roadside sperm stand?

Yol kenarı sperm durağı gibi mi?

That made two roomin'-houses, a cab stand, and a restaurant.

Hepsi iki bakım evi, bir taksi durağı ve bir restoran etti.

Reckong Peo bus stand.

Reckong Peo otobüs durağı.

Click to see more example sentences
stand durum

Stand by for emergency procedure.

Acil durum işlemi için hazır olun.

As it stands, Mr. Ryan, that's a purely hypothetical question.

Şu anki durumda Bay Ryan bu tamamen varsayımsal bir soru.

Emergency system standing by.

Acil durum sistemi beklemede.

Click to see more example sentences
stand stant

What kind of stand?

Ne tür bir stant?

There's a small stand in Virginia.

Virginia'da küçük bir stant var.

stand direniş

This is your last stand.

Bu senin son direnişin.

This is humanity's last stand.

İnsanlığın son direnişi bu:

stand devam etmek

Go ahead, stand up there.

Devam et, orada dur.

Stand up, move on.

Ayağa kalk, devam et.

stand tahammül etmek

I can't stand this scenery another minute.

Bu manzaraya bir dakika daha tahammül edemem.

He's a little monster and Livilla can't stand him.

O küçük bir canavar, Livilla ona tahammül edemez.

stand destek

Stand by for logistical support.

Lojistik destek için hazır olun.

Racing team stand-by for backup.

Koşu timi destek için beklemede kal.

stand seviye

This golden dragon stands for jinlong, ninth level, the highest level.

Bu, altın ejder jinlongu temsil eder, dokuzuncu seviye, en yüksek seviye.

stand uymak

Charlotte Corday, awake and stand.

Charlotte Corday, uyan ve ayağa kalk.

stand ayaklık

Yeah, Dad has the new no-tip, no-tilt, tap-a-toe stand.

Evet, babamda yeni eğilmeyen, devrilmeyen ayaklıklardan var.

stand bulunmak

Or find the child who stands alone.

Ya da yalnız olan çocuğu bulmak.

stand karşı koymak

'Nothing and no one could stand against the Romans.

Romalılara hiç kimse ve hiç bir şey karşı koyamazdı.

stand baki kalmak

Look at this, standing room only.

Şuna bak, sadece ayakta yer kalmış.