English-Turkish translations for striking:

vurucu, vuran · çarpıcı, çarpan · dikkati çeken, dikkat çekici · etkileyici · göz alıcı · şaşırtıcı · grevdeki · çarpma · göze çarpan · other translations

striking vurucu, vuran

Very wise dead man once told me that a real man never strikes a woman.

Bir gün bilge ama ölü bir adam gerçek bir erkek bir kadına asla vurmaz demişti.

Deep breath, focus and strike.

Derin nefes al. Odaklan. Ve vur.

United States Predator drone strikes vehicle in northwest Pakistan.

ABD insansız hava aracı Kuzeybatı Pakistan'da araç vuruyor.

Click to see more example sentences
striking çarpıcı, çarpan

But there is one last striking feature: four long feathers on its tail.

Ama son bir çarpıcı özelliği vardır: Kuyruğundaki dört uzun tüy.

And so thunder strikes lightning.

Ve gök gürültüsü şimşek çarpar.

You know, Deborah, you have striking features.

Biliyor musun Deborah, çarpıcı hatların var.

Click to see more example sentences
striking dikkati çeken, dikkat çekici

Your mother is a striking woman.

Annen dikkat çekici bir kadın.

Especially striking are the physical similarities between her and Amy.

Özellikle Amy ile arasındaki fiziksel benzerlikler dikkat çekiyor.

One, Curtis Stanzen bore a striking resemblance to Kyle Bornheimer.

Bir, Curtis Stanzen, Kyle Bornheimer'a dikkat çekici şekilde benzeyerek doğmuş.

Click to see more example sentences
striking etkileyici

You have such interesting things. Very striking.

Çok ilginç eşyalarınız var, çok etkileyici.

Mr. Mountolive was a very striking person.

Bay Mountolive çok etkileyici bir kişiydi.

Maybe that's what strikes me most about Kostas.

Belki de Kostas'ta beni en çok etkileyen şey bu.

Click to see more example sentences
striking göz alıcı

Henri Young, Rufus McCain and there, striking and wounding

Henri Young, Rufus McCain ve işte, göz alıcı ve yaralayan

Henri Young, Rufus McCain, in there, striking and wounding sharp steel instrument, to wit, a spoon.

Henri Young, Rufus McCain ve işte, göz alıcı ve yaralayan "keskin çelik alet yani, bir kaşık.

They say, "Secretariat's owner is striking and charismatic.

Secretariat'ın sahibi göz alıcı ve karizmatik" diye yazmışlar.

striking şaşırtıcı

I mean, there's a striking resemblance, isn't it?

Şaşırtıcı derecede bir benzerlik var, değil mi?

Once upon a time, in a magical, faraway kingdom there was a brave and noble knight. Strikingly handsome.

Bir zamanlar, çok uzaklarda sihirli bir krallıkta şaşırtıcı derecede yakışıklı, cesur ve asil bir şövalye varmış.

striking grevdeki

Striking transportation workers

Grevdeki ulaşım çalışanları

striking çarpma

What else explains striking the bedpost in that manner?

Başka ne yatağın direğine o şekilde çarpmayı açıklar?

striking göze çarpan

which, striking and wounding, described as foresaid

ki, göze çarpan ve yaralayan, olarak tanımlanan