English-Turkish translations for tender:

hassas · yumuşak · şefkatli · nazik · etmek · sevecen · narin · taze · tatlı · körpe · sunmak · tender · hoş · merhametli · gevrek · dokunaklı · ince · sevgi dolu · vermek · müşfik · other translations

tender hassas

He wasn't he wasn't a very tender person.

o değildi o çok hassas bir insan değildi.

So tender and mild Merry Christmas.

Ne kadar hassas ve narin. Mutlu Noeller.

He has a tender, good heart.

Onun hassas iyi bir kalbi var.

Click to see more example sentences
tender yumuşak

Very tender and very good for you.

Yumuşak ve sağlığınız için çok iyi.

A lovely face and a tender smile.

Hoş bir yüz ve yumuşak bir gülüş.

It's really sweet and tender.

Gerçekten tatlı ve yumuşak.

Click to see more example sentences
tender şefkatli

Oh, give me time for tenderness To hold your hand And understand

Oh, bana şefkat için zaman ver. elini tutmak ve anlamak için.

I once had a heart full of tender feelings.

Bir zamanlar şefkatli hislerle dolu bir kalbim vardı.

Round yon Virgin, Mother and Child. Holy infant so tender and mild.

Koşturur bakire anne ve çocuk Kutsal bebek şefkatli ve uysal

Click to see more example sentences
tender nazik

She loves me because I'm sweet and gentle and worried and nervous and shy and tender!

Beni seviyor çünkü ben kibar, nazik ve tasalıyım ve heyecanlı ve utangaç ve şefkatliyim!

I'll be so good to you, so tender.

Sana karşı çok iyi, çok nazik olacağım.

Ken was strong and tender.

Ken çok güçlü ve nazikti.

Click to see more example sentences
tender etmek

Like veal, but more tender.

Dana eti gibi, ama daha yumuşak.

Three jars of meat tenderizer and a baseball bat.

Üç kavanoz et yumuşatıcı ve bir beysbol sopasıyla.

Their meat will be the most deliciously tender.

Onların eti taze ve en lezzetli olacaktır.

Click to see more example sentences
tender sevecen

She loves me because I'm sweet and gentle and worried and nervous and shy and tender!

Beni seviyor çünkü ben kibar, nazik ve tasalıyım ve heyecanlı ve utangaç ve şefkatliyim!

She's tender, always there and our kids look like her.

O çok sevecen, her zaman ve çocuklarımız da onun gibi.

.' Holy infant. ' So tender and mild. ' Sleep. ' In heavenly peace

Kutsal bebek Nazik ve sevecen. ' Uyu. ' Cennet-vari bir huzur içinde

Click to see more example sentences
tender narin

So tender and mild Merry Christmas.

Ne kadar hassas ve narin. Mutlu Noeller.

Deeply lyrical, and yet tender and frightened, like a tiny, white rabbit.

Oldukça şiirsel, yine de narin ve korkmuş, tıpkı küçük bir beyaz tavşan gibi.

Holy infant so tender and mild

Kutsal bebek, çok narin ve yumuşak.

Click to see more example sentences
tender taze

As in young and tender zebra fresh.

Genç ve körpe zebra gibi taze.

Very tender, green, fresh and juicy.

Yumuşak, yeşil, taze ve sulu!

Sir, why is Mr Moray's grief so tender?

Efendim, Bay Moray'in acısı neden bu kadar taze?

Click to see more example sentences
tender tatlı

It's really sweet and tender.

Gerçekten tatlı ve yumuşak.

A sweet, tender, adorable Iittle boy.

Tatlı, sevimli, körpe bir çocuk.

Over the banister leans a face tenderly sweet and, and

Merdivenlerde bir yüz görünür çok tatlı bir yüz ve ve

Click to see more example sentences
tender körpe

As in young and tender zebra fresh.

Genç ve körpe zebra gibi taze.

A sweet, tender, adorable Iittle boy.

Tatlı, sevimli, körpe bir çocuk.

A tender young virgin?

Genç, körpe bir bakire mi?

Click to see more example sentences
tender sunmak

I'm just here to tender my resignation.

Ben buraya, istifamı sunmak için geldim.

Are you tendering your resignation, Agent Scully?

İstifanızı sunuyorsunuz, Ajan Scully?

Photos are tendered to the defense for examination.

Fotoğraflar incelemeleri için savunma makamına da sunulmuştur.

tender tender

Three years of practising, but always plays the same "Tender Flower".

Üç yıllık pratik ama her zaman aynı "Tender Flower"ı çalıyor.

The tender timpani of a baby robin's heart.

The tender timpani. Bebek Robin'in kalbinde.

Okay, Chicken Tenders.

Pekala, Chicken Tender?

tender hoş

A lovely face and a tender smile.

Hoş bir yüz ve yumuşak bir gülüş.

I listen, give advice, a little tenderness, hold them tight and then they always give us something nice in return a pack of cigarettes, some candy, a slice of cheese.

Dinle, tavsiye ver, biraz şefkat, onlara sıkıca sarıl ve sonra karşılığında hep hoş bir şeyler verirler bir paket sigara, biraz şeker, bir dilim peynir.

tender merhametli

Well, then, I'll leave you to B'Elanna's tender mercies.

O zaman seni, B'Elanna'nın merhametli ellerine bırakıyorım.

He sees her as tender and merciful, a ministering angel.

Erkek de kadını hassas ve merhametli bir melek olarak görür.

tender gevrek

Yeah, just tender enough.

Evet, yeteri kadar gevrek.

It's so tender and juicy.

Çok gevrek ve lezzetli.

tender dokunaklı

Especially the tender, nice things.

Özellikle dokunaklı ve güzel şeyleri.

tender ince

I'm like, "oh, it's just really tender

Ben şey gibiyim, "Oh, gerçekten ince

tender sevgi dolu

Honest, tender and loving.

Dürüst, canayakın ve sevgi dolu.

tender vermek

I listen, give advice, a little tenderness, hold them tight and then they always give us something nice in return a pack of cigarettes, some candy, a slice of cheese.

Dinle, tavsiye ver, biraz şefkat, onlara sıkıca sarıl ve sonra karşılığında hep hoş bir şeyler verirler bir paket sigara, biraz şeker, bir dilim peynir.

tender müşfik

Tender and full of meaning

Müşfik ve anlam dolu