that'll

Okay, I'll give you the good news first, which is not that good, but it's better than the bad.

Tamam önce iyi haberleri vereceğim ama o kadar da iyi değil, ama kötüden daha iyi.

Something crazy happened at that house that night, and maybe we'll never really know what.

O gece çılgınca bir şey oldu o evde. Belki ne olduğunu hiç bilemeyeceğiz.

I see that now, and one day you'll see it, too, but until then you don't really have a choice.

Bunu şimdi anlıyorum ve bir gün sen de anlayacaksın. Ama o zamana kadar başka seçeneğin yok.

But first, you tell me how you think that's gonna happen, and then I'll probably say the same thing.

Ama önce sen bana onun nasıl olacağını bir söyle. Sonra muhtemelen ben de sana aynı şeyi söylerim.

That's right, but I'll tell you something.

Bu doğru, ama sana bir şey söyleyeyim

I'll love you so much that no woman is ever gonna be good enough for you.

Seni o kadar çok seveceğim ki hiç bir kadın senin için yeterli olmayacak.

All right, uh, you go that way and I'll go this

Tamam, sen o tarafa git, ben de bu tarafa

You go that way and I'll go this way.

Sen o tarafa git ben de o bu tarafa.

In fact, you'll never get another present from me again. well, that makes me very, very happy.

Aslında, benden bir daha asla hediye almayacaksın. Bu beni çok ama çok mutlu eder.

That's why you're living like this and that's why you'll never have a better life.

Bu yüzden böyle yaşıyorsun ve bu yüzden asla daha iyi bir hayatın olmayacak.