English-Turkish translations for thin:

ince · zayıf · sıska · sudan, sulu · seyrek · güçsüz · hafif · soluk · yetersiz · az · other translations

thin ince

Men like your husband are the thin blue line between us and these animals.

Eşiniz gibi adamlar, bu hayvanlar ve bizim aramızda ince mavi bir çizgi.

Look at her, she's as thin as a soap bubble.

Ona bir bak, bir sabun baloncuğu kadar ince.

See how thin it is?

Bu kadar ince mi?

Click to see more example sentences
thin zayıf

On the outside, we are gay and straight, black and white, fat and thin, man and woman, saint and sinner.

Dışarıdan, eşcinsel ve olmayan siyah ve beyaz, şişman ve zayıf erkek ve kadın aziz ve günahkarız.

Too rich and too thin.

Çok zengin ve çok zayıf.

She thinks you're too thin.

Çok zayıf olduğunu düşünüyor.

Click to see more example sentences
thin sıska

And she's thin like you.

O da senin gibi sıska.

What about you and the thin mint?

Ya sen ve sıska nane şekeri?

Thin Man won't work.

Sıska Adam işe yaramaz.

Click to see more example sentences
thin sudan, sulu

It's thin, flexible, waterproof, and has a very long battery life.

İnce, esnek, su geçirmez ve çok uzun bir pil ömrü var.

But to nice families with children and reduced-fat Wheat Thins.

Ama iyi ailelere, çocukları olan ve sulu rejim buğdayları olanlara.

Juicy, thin skin.

Sulu, ince kabuklu.

thin seyrek

Kinda thin, Rick.

Biraz seyrek, Rick.

Hair, uhhh. gray, short, thinning.

Saçlar, ahhh Gri, kısa, seyrek.

Thinning hair, but not eck-eck.

Demek seyrek saçlı ama kel değil.

thin güçsüz

A thin slice would stop a strong current.

İnce bir parça güçlü bir akımı durdurabilir.

Poor, thin child.

Zavallı güçsüz çocuk.

thin hafif

Thin beard, long hair,

Hafif sakallı, uzun saçlı.

A thinly veiled accusation, Mr. Castle.

Üstü "hafifçe" örtülü bir suçlama bay Castle.

thin soluk

She had long brown hair, thin, pale skin.

Uzun kahverengi saçları var zayıf, soluk tenli.

They're so thin and pale.

Çok ince ve soluklar.

thin yetersiz

Rebecca's right. It's not thin enough.

Rebecca haklı, yeterince ince değil bu.

Thin enough, it's long enough, but it's too stretchy.

Bakın, bu yeterince ince, yeterince uzun ama fazla esnek.

thin az

At least I'll die thin.

En azından zayıf ölürüm.