English-Turkish translations for time:

zamanlı, zaman · seferki, sefer · vakitli, vakit · kez · süre · defa · an · saatli, saat · gün · kere · uygun zaman · ara · zamanlamak · seferlik · dakika · kerelik · uydurmak · mola · kat · devre · anı · aralık · doğum zamanı · çağ · defalık · kurmak · ayarlamak · bununla beraber · süre tutmak · devir · nihayet · mevsim · yüzyıl · mesai · zamansal · çağlar · müddet · saat tutmak · other translations

time zamanlı, zaman

Look, there's something I need to tell you, and I should have told you a long time ago.

Bak,.. sana söylemem gereken bir şey var ve bunu sana çok uzun zaman önce söylemeliydim.

This is something I should have done a long time ago.

Bu, uzun zaman önce yapmış olmam gereken bir şey

So, what, are they out there all the time or what?

Peki, ne, onlar bütün zaman dışarıda değiller mi ya da ne?

Click to see more example sentences
time seferki, sefer

And I know I always say, "this time it's real," but this time it's really real.

Ve her zaman "bu sefer gerçek" dediğimi biliyorum ama bu sefer gerçekten gerçek.

Yes. Perhaps this this time it could be different.

Belki bu sefer bu sefer farklı olabilir.

Good. Just a few more questions, and maybe this time, we can send you home.

Birkaç soru daha soracağım ve belki de bu sefer seni eve gönderebiliriz.

Click to see more example sentences
time vakitli, vakit

Look, I had a really good time tonight, and I think you're really pretty, but I'm married, OK?

Bak, bu akşam çok iyi vakit geçirdim ve bence çok güzelsin ama ben evliyim, tamam mı?

I just thought that I'd have more time to be sure.

Ben sadece emin olmak için daha çok vaktim olur sanıyordum.

You have time tomorrow?

Yarın vaktin var mı?

Click to see more example sentences
time kez

Please Papa, let me ask you one question and please this time please, please, tell me the truth

Lütfen baba, izin ver sana bir soru sorayım lütfen bu kez lütfen, lütfen, bana gerçeği söyle

Just wanted to see you one more time.

Seni bir kez daha görmek istedim, o kadar.

You guys, one more time.

Çocuklar, bir kez daha.

Click to see more example sentences
time süre

I had a friend once but she died a long time ago, sir.

Bir zamanlar bir arkadaşım vardı fakat uzun süre önce öldü.

Maybe not for a long time.

Belki uzun süre için değil.

You found him after all this time.

Bu kadar süre sonra, onu buldunuz.

Click to see more example sentences
time defa

Yeah, I'm happy, because that's the first time you've ever done something like a real person.

Mutlu oldun mu? Evet mutlu oldum. İlk defa gerçek biri gibi bir şey yaptın.

Yes, but this time it's different.

Evet, ama bu defa farklı. Anlıyorum.

It'll be the first time, the best time, in a long time.

Bu uzun zaman sonra ilk defa en iyi zamanda olacak.

Click to see more example sentences
time an

And I want it to be right for you. And the time It is not right for you.

Senin için de doğru zaman olsun istiyorum ve şu an senin için doğru zaman değil.

But now is not the time.

Ama şu an, bunun zamanı değil.

This time, he's your best friend.

Şu an, o senin en iyi dostun.

Click to see more example sentences
time saatli, saat

I'm sorry to bother you at such a late hour, but we don't have much time.

Bu kadar geç bir saatte sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim ama fazla zamanımız yok.

Come back tomorrow at the same time.

Yarın yine buraya gel.. aynı saatte.

And the same time yesterday Nothing.

Ve dün aynı saatte. .hiçbir şey yok.

Click to see more example sentences
time gün

Dear Lord, we thank you for this wonderful time and this beautiful day.

Tanrım, sana bu harika zaman ve güzel gün için teşekkür ederiz.

It's his birthday and it's a bad time.

Bugün doğum günü ve çok kötü bir zaman.

One day at a time, brother.

Her gün bir kez kardeşim.

Click to see more example sentences
time kere

Come on, just one more time!

Hadi, sadece bir kere daha!

Come on one more time. I'm sorry.

Haydi bir kere daha." özür dilerim".

Say it one more time, say it.

Bir kere daha söyle. Bir kere daha.

Click to see more example sentences
time uygun zaman

Okay, okay, okay, this is not a good time.

Tamam, tamam. Bu uygun bir zaman değil.

I know this isn't a good time for this, but, uh

Biliyorum, bunun için uygun bir zaman değil ama, aa.

It's never a good time for you.

Hiç bir zaman uygun değil sana.

Click to see more example sentences
time ara

and at the same time, it really brought us together as a family.

ve aynı zamanda, bizi bir aile olarak bir araya getirdi.

Next time, you call me!

Bir dahaki sefere beni ara!

Call me back in two hours time.

Beni iki saat içinde geri ara.

Click to see more example sentences
time zamanlamak

Do you remember what you told me once, a long time ago?

Uzun zaman önce, bir zamanlar bana ne dediğini hatırlıyor musun?

I was about to give somebody a good bath because he was a white horse once upon a time.

Ben vermek oldu Biri iyi bir banyo o beyaz bir at olduğu için bir zamanlar.

He's having a hard time and he needs me.

Zor zamanlar geçiriyor ve bana ihtiyacı var.

Click to see more example sentences
time seferlik

Come on, just this one time.

Hadi ama, sadece bu seferlik.

Please forgive me this time.

Lütfen, bu seferlik beni affet.

You know, Lewis, this was just a one-time thing, right?

Bu bir seferlik bir şeydi, Lewis. Değil mi?

Click to see more example sentences
time dakika

Five minutes is a long time.

Beş dakika uzun bir zaman.

Look, we've got plenty of time just give me five minutes.

Bak, bolca zamanımız var sadece bana beş dakika verin.

Wait for two minutes... .wait and be at peace for some time.

İki dakika bekle bekle ve bir süre huzur içinde ol.

Click to see more example sentences
time kerelik

That was one thing, one time.

Bu tek bir şeydi, bir kerelik!

This is a one-time deal.

Bu bir kerelik bir anlaşma.

This is a one-time deal.

Bu bir kerelik bir şey.

Click to see more example sentences
time uydurmak

He's a small-time drug dealer, but no known connection to, uh, Lieutenant Talbot.

Ufak tefek uyuşturucu satıcısıymış. Teğmen Talbot ile bilinen bir bağlantısı yok.

That's enough time for a drug deal.

Uyuşturucu dağıtımı için yeterli bir zaman.

A big-time drug dealer, a killer.

Büyük bir uyuşturucu satıcısı, katil.

Click to see more example sentences
time mola

Time to break the Fat Man.

Şişko adam için mola zamanı.

Well, time out for a second.

İyi, mola bir saniye için.

Break time's over.

Mola sona erdi.

Click to see more example sentences
time kat

This time it's gonna be double or nothing.

Bu sefer, ya iki katını alacağım ya da hiçbir şey.

It's a pretty exciting time to be on the ground floor.

Zemin katta olmak için oldukça heyecan verici bir zaman.

Tim, I can't stay on this floor anymore.

Tim ben bu katta daha fazla kalamam.

Click to see more example sentences
time devre

Ladies and gentlemen, it is now time for the Globetrotters' half-time half-court heave-ho throw!

Bayanlar ve Baylar şimdi sırada Globetrotters devre arası yarı-saha atışı var!

No secret time-share condo Ponzi scheme.

Gizli devre mülk Saadet zinciri yok.

Activate time circuits, now.

Zaman devrelerini aktive et, şimdi.

Click to see more example sentences
time anı

I'm a woman who has been waiting for this moment for a very long time.

Ben olmuş bir kadın değilim Bu anı bekliyor çok uzun bir süre için.

it's a christmas special time for me

benim için özel bir noel anı

Clark, it's time for your big decision.

Clark, senin için büyük karar anı.

Click to see more example sentences
time aralık

It's a very short window of time.

Çok kısa bir zaman aralığı var.

Is there a time frame?

Bir zaman aralığı var mı?

Which gives us a time frame.

Bu da bize zaman aralığı veriyor.

Click to see more example sentences
time doğum zamanı

Well, when was the last time you did something fun for your birthday?

Pekala, en son ne zaman doğum gününde eğlenceli bir şey yaptın?

It's his birthday and it's a bad time.

Bugün doğum günü ve çok kötü bir zaman.

This time last year, this very same day, my birthday,

Yılın bu zamanı aynı gün, benim doğum günümde

Click to see more example sentences
time çağ

Because they rise up and insist on new ideas and new leadership and new politics for a new time.

Çünkü onlar ayağa kalkarak yeni bir çağ için, yeni fikirler ve yeni bir liderlik ve yeni bir siyaset için ısrar ediyor.

It's a new time, Sister.

Bu yeni bir çağ, Rahibe.

Another world another time in the age of wonder.

Başka bir dünya başka bir zaman mucize çağında.

Click to see more example sentences
time defalık

Only this time Please help me

Bu defalık! Lütfen yardım et bana.

One hour a week under supervision, of course but it's a one-time offer.

Haftada bir saat ve gözetim altında tabii. Ama bir defalık bir teklif.

So is this a one-time deal?

Yani bu, bir defalık bir anlaşma?

Click to see more example sentences
time kurmak

Maybe this is a good time to start my own group.

Belki bu kendi grubumu kurmak için iyi bir zaman.

The time it takes to build a good marriage.

İyi bir evlilik kurmak için gerekli zaman.

Unfortunately, I think the heating system was installed about the same time.

Ne yazık ki, sanırım ısıtma sistemi de aynı sıralarda kurulmuş.

Click to see more example sentences
time ayarlamak

Tim's been weightless in an astronaut-training plane and he arranged for me to try it, too.

Tim bir astronot eğitim uçağında ağırlıksız ve o denemem için bana da ayarladı.

Cam's setting up the time and places, right?

Cam yerleri ve zamanı ayarlıyor, değil mi?

Every time rafts called trill, rafts had a date.

Rafts Trill'i her aradığında, bir buluşma ayarlamış.

Click to see more example sentences
time bununla beraber

I want to stay here this time with you.

Bu kez burada kalmak istiyorum seninle beraber.

But this time, we do it together.

Fakat bu sefer bunu beraber yapacağız.

When's the last time we had this much fun together?

En son ne zaman beraber bu kadar eğlenmiştik?

Click to see more example sentences
time süre tutmak

It's a long time to hold a grudge.

Kin tutmak için oldukça uzun bir süre.

That's a long time to hold a grudge, Mr. van Zant.

Bu kin tutmak için çok uzun bir süre Bay Van Zant.

He held me the whole time.

O süre boyunca beni tuttu.

Click to see more example sentences
time devir

Well, I guess this time we've stumbled into the Insectocene Era.

Evet, ama sanırım bu kez Böcekcil Devri'ne denk geldik..

Mankind's time will be forever eclipsed.

İnsanoğlunun devri, sonsuza kadar gölgede kalacak.

It's hostile takeover time, Sam.

Düşmancıl bir devir, Sam.

Click to see more example sentences
time nihayet

You finally finished this time?

Bu sefer nihayet bitirdin mi?

Dear son, you've waited a long time, but finally it came.

Canım oğlum, çok uzun zaman bekledin, ama en nihayet oldu.

Finally, some alone time.

Nihayet biraz yalnız kaldım.

Click to see more example sentences
time mevsim

This house of bread and its symbol of wheat represents August and September, the time of harvest.

Ekmek Evi" ve sembolü olan buğday, hasat mevsimi olan Ağustos ve Eylül aylarını temsil eder.

Is it summer this time?

Bu sefer yaz mevsimi mi?

For everything, there is a season and a time for every matter under heaven. '

Her şey için, bir mevsim vardır Ve cennetin altında her mesele için bir zaman.

Click to see more example sentences
time yüzyıl

A century and a half is a long time to be away.

Bir buçuk yüzyıl uzak kalmak için çok uzun bir süre.

A quarter century is a long time.

Çeyrek yüzyıl çok uzun bir süre.

time mesai

Face" time. And this is extra work.

Şey, "Yüz yüze." Ve bu fazladan mesai.

And full time artist like us.

Ve bizim gibi tam mesai sanatçı.

time zamansal

Time coordinates are set, your temporal matrix seems stable.

Zaman koordinatları hazır. Zamansal matrisin stabil görünüyor.

time çağlar

That's a very tumultuous time.

Bunlar çok alengirli çağlar.

time müddet

Well, I stalked her for a while, but that was a long time ago.

Şey, bir müddet onu takip ettim ama bu uzun zaman önceydi.

time saat tutmak

Mr. Rogo, time him.

Bay Rogo, saat tut.