English-Turkish translations for touch:

dokunma · dokunmak · dokunuş · iz · temas · etkilemek · yemek · el sürmek · dokunmatik · tuş · rötuş · yetmek · ellemek · bahsetmek · bağlantı · koku · temas etmek · yaklaşmak · çalmak · irtibat · duyarlılık · değmek · incitmek · other translations

touch dokunma

Now you stay here and you don't touch anything.

Doğru. Şimdi burada kal ve hiçbir şeye dokunma.

No, don't touch him.

Hayır, sakın ona dokunma.

Wait, don't touch me.

Dur, sakın bana dokunma.

Click to see more example sentences
touch dokunmak

She always wanted me to touch her, okay?

O bana her zaman ona dokunmak istedi, tamam mı?

Who wants to touch me?

Kim bana dokunmak ister?

If you have the sword, nothing can touch you.

Eğer kılıç sende olursa, hiçbir şey sana dokunamaz.

Click to see more example sentences
touch dokunuş

That's a pretty big difference. And that is an interesting touch.

Bu oldukça büyük bir fark. ve bu ilginç bir dokunuş

Every touch feels like something special.

Her dokunuş özel bir şeyler hissettirdi.

And for the final touch.

Ve son dokunuş için.

Click to see more example sentences
touch iz

No, please, please, you can't let him touch me!

Hayır, lütfen. Lütfen. Bana dokunmasına izin vermeyin.

Please don't let him touch me.

Lütfen bana dokunmasına izin verme.

Don't let them touch me, please!

Bana dokunmalarına izin verme, lütfen!

Click to see more example sentences
touch temas

It's a nice touch, huh?

Güzel temas değil mi?

There was too much yelling, too much touching.

O kadar çok bağırış, o kadar çok temas vardı ki

Okay, that's enough touching.

Tamam, bu kadar temas yeter.

Click to see more example sentences
touch etkilemek

The experience Touched you very deeply didn't it?

Bu tecrübe seni çok derinden etkiledi, değil mi?

You find me touching, but it's not love

Beni etkileyici buluyorsun ama bu aşk değil.

Is this another dramatic touch, McGee?

Bu, başka bir etkileyici dokunuş mu, McGee?

Click to see more example sentences
touch yemek

This is very touching, but this conversation in this public place. .is evidence that Major Carter is something of a security risk.

Bu çok dokunaklı, ama halka açık bir yerdeki bu sohbet gösteriyor ki Binbaşı Carter bir güvenlik riski.

It's actually quite a touching story.

Aslında son derece dokunaklı bir hikâye.

Wow. That's a touching story.

Çok etkileyici bir hikâye.

Click to see more example sentences
touch el sürmek

I haven't touched her. Okay?

Ona elimi bile sürmedim, tamam mı?

But I never touched her.

Ona asla elimi sürmedim.

Leo, I never touched him!

Leo, ben ona elimi sürmedim!

Click to see more example sentences
touch dokunmatik

It's just a simple little cosmetic touch-up, it's completely reversible.

Bu, sadece basit bir küçük kozmetik dokunmatik kalmış tamamen geri dönüşümlü's.

And before touch-tone, there were rotary phones, like this one.

Ve dokunmatik tuşlardan önce çarklı telefonlar vardı. Bunun gibi.

That's a heat-activated touch screen.

Isı ölçümlü bir dokunmatik ekran.

Click to see more example sentences
touch tuş

Don't touch that dial.

Sakın o tuşa dokunma.

And before touch-tone, there were rotary phones, like this one.

Ve dokunmatik tuşlardan önce çarklı telefonlar vardı. Bunun gibi.

Yeah, all right. Touché, Doc.

Evet pekala. tuş oldum, doktor.

Click to see more example sentences
touch rötuş

An interesting touch.

İlginç bir rötuş.

It's just a touch-up.

Sadece ufak bir rötuş.

Just a quick touch-up.

Acele bir rötuş yeter bana.

touch yetmek

Okay, that's enough touching.

Tamam, bu kadar temas yeter.

Yeah, good, okay, fine, just-just don't touch anything.

Evet, iyi, güzel. Hiçbir şeye dokunma yeter.

Just a quick touch-up.

Acele bir rötuş yeter bana.

touch ellemek

Hey, Oz, I'm touching myself.

Hey, Oz, ben de kendimi elliyorum.

I touched the stuff.

Ben bu şeye elledim de.

Cowboys touch penises.

Kovboylar, penislere eller.

touch bahsetmek

That's very touching, J.R., but we're talking about bribery and obstruction of justice.

Bu çok acıklı J.R ama biz burada, rüşvet ve adaletin engellenmesinden bahsediyoruz.

touch bağlantı

He said something about passports and I told him to get in touch with Patrick Holguin.

Pasaportlar hakkında bir şeyler dedi. Ben de ona Patrick Holguin ile bağlantıya geçmesini söyledim.

touch koku

Touch, smell, he feels no pain

Dokunma, koku, hiç acı hissetmiyor

touch temas etmek

I think Mr. Lau deserves a more personal touch.

Bence Bay Lau, daha kişisel bir teması hak ediyor.

touch yaklaşmak

Just reach out and touch me.

Sadece yaklaş ve bana dokun.

touch çalmak

Please try not to touch anything, Mala.

Lütfen hiçbir şeye dokunmamaya çalış, Mala.

touch irtibat

Nell, get in touch with Elmslie.

Nell, Elmslie ile irtibata geç.

touch duyarlılık

That's a touching sentiment.

Ne dokunaklı bir duyarlılık.

touch değmek

Only sacred things are worth touching.

Yalnızca kutsal şeyler dokunmaya değer.

touch incitmek

One guy touched me, and I hurt him, lacy.

Adamın biri bana dokundu ve ben onu incittim, Lacy.