English-Turkish translations for unique:

bir · eşsiz · benzersiz · farklı · eşsiz şey · özgü · bir tane · tek · nadir · emsalsiz · mükemmel · özgün · has · other translations

unique bir

This is a unique opportunity for me as a scientist and psychiatrist.

Bir bilim adamı ve psikolog olarak bu, benim için eşsiz bir şans.

It's a unique one that arrived today and it has a fun message.

Öncekilerden farklı bir tane geldi bugün ve mesajı da çok eğlenceli.

This is a unique case.

Bu çok özel bir durum.

Click to see more example sentences
unique eşsiz

This is a unique opportunity for me as a scientist and psychiatrist.

Bir bilim adamı ve psikolog olarak bu, benim için eşsiz bir şans.

But I know that it's something unique.

Ama eşsiz bir şey olduğunu biliyorum.

So new and unique.

Çok yeni ve eşsiz.

Click to see more example sentences
unique benzersiz

Guys, this is obviously a very, very unique situation.

Belli ki bu çok ama çok benzersiz bir durum.

This is a most unique case.

Bu çok benzersiz bir dava.

Sir, hear me out. This man has a unique voice.

Efendim, bana güvenin, sesi benzersiz bir adam bu.

Click to see more example sentences
unique farklı

I don't think that you realize how unique you are.

Bence sen ne kadar eşsiz olduğunun farkında değilsin.

It's got a unique beat, but not entire different from

Eşsiz bir ritmi var, ama tamamı farklı değil

That energy is not only unique, also, different.

Bu enerji sadece eşşiz değil, aynı zamanda farklı da.

Click to see more example sentences
unique eşsiz şey

But what really makes this security system unique is its lethal response system.

Ama bu güvenlik sistemini eşsiz kılan şey,.. ölümcül tepki sistemi.

But I know that it's something unique.

Ama eşsiz bir şey olduğunu biliyorum.

I also thought that the knife was unique, special.

Aynı zamanda bıçağın eşsiz olduğunu düşündüm, özel bir şey.

Click to see more example sentences
unique özgü

Well this, this was a unique experience.

Evet, bu çok kendine özgü bir tecrübeydi.

Well, whatever it is, that's certainly a unique shade of green.

Her ne ise kesinlikle yeşilin kendine özgü bir tonu bu.

Well, it's a, um, unique situation.

Aslında kendine özgü bir durum

Click to see more example sentences
unique bir tane

It's a unique one that arrived today and it has a fun message.

Öncekilerden farklı bir tane geldi bugün ve mesajı da çok eğlenceli.

You are not a beautiful unique snowflake, do you understand me?

Sen güzel, eşsiz bir kar tanesi değilsin, anladın mı?

But there's only one, unique her.

Ama sadece bir tane, ona has.

Click to see more example sentences
unique tek

Because you're not unique.

Çünkü sen tek değilsin.

'Good evening, and welcome to a unique lnternational Ask The Question.

İyi akşamlar, tek uluslararası "Soru Sor" programına hoş geldiniz.

Now this journey is unique.

Şimdi tek bu yolculuk var.

Click to see more example sentences
unique nadir

A rare and unique opportunity.

Nadir ve eşsiz bir fırsat.

But here, there's a unique signal.

Fakat burada nadir bir sinyal var.

It's just it's a unique break.

Bu sadece Nadir rastlanan bir durum.

Click to see more example sentences
unique emsalsiz

He's created something really unique here.

Burada gerçekten emsalsiz bir şey yarattı.

This a unique thing.

Bu emsalsiz bir şey.

This blood contains a unique property that prevents coagulation completely.

Bu kan, pıhtılaşmayı tamamen engelleyen emsalsiz bir özellik barındırıyor.

Click to see more example sentences
unique mükemmel

For every child, his mother is the best, the most beautiful and unique.

Ve her çocuk için kendi annesi en mükemmel ve en güzel annedir.

This moment is perfect unique.

Bu mükemmel bir an Eşsiz.

Gives me a unique perspective.

Mükemmel bir bakış açısı verir.

Click to see more example sentences
unique özgün

You have a very unique outlook, Veronica.

Çok özgün bir bakışın var, Veronica.

Neal's in a unique position.

Neal özgün bir pozisyonda.

Each theft is completely different and unique, classic in its conception.

Her hırsızlığı tamamen farklı ve özgün, kendi içinde birer klasik.

unique has

But there's only one, unique her.

Ama sadece bir tane, ona has.

Can be unique as a fingerprint.

Parmak izi kadar kendine has olabilir.