English-Turkish translations for way:

yol, yolunda · taraf · aradan · şekil · olasılık · yön · yönlü · yöntem · hal · yer · açı · tarz · bakım · durum · tehlikede · davranış · gidiş · biçim · uygunsuz · yan · çare · usul · hat · ortadan · gelenek · kayıp · yerinde olmayan · imkan · mesafe · adet · başarmak · vasıta · yürüyüş · zahmette · alışkanlık · other translations

way yol, yolunda

This is the only way out, and you're gonna help me.

Tek çıkış yolu bu. Ve sen bana yardım edeceksin.

No, there's always another way.

Her zaman başka bir yol vardır.

There was a better way to do this.

Bunu yapmanın daha iyi bir yolu vardı.

Click to see more example sentences
way taraf

The way home isn't out there, it's in there, and I want to go home.

Eve dönüş yolu dışarıda değil, bu tarafta ve ben eve gitmek istiyorum.

No, thanks. I'm going the other way.

Sağ ol. ben diğer tarafa gidiyorum.

No. this way, I think.

Hayır, bu tarafa sanırım.

Click to see more example sentences
way aradan

Thank you so much for doing this, by the way, dad.

Bu arada, bunu yaptığın için çok teşekkür ederim baba.

You look beautiful, by the way.

Çok güzel görünüyorsun bu arada.

By the way, I have a new client for you tomorrow night, Tuesday.

Bu arada yeni bir müşterimiz var. Salı gecesi, yarın yani.

Click to see more example sentences
way şekil

Then let me ask you a different way: Do you know something I don't?

O zaman farklı şekilde sorayım: benim bilmediğim bir şey biliyor musun?

Look at that this way.

Bir de bu şekilde bak.

At least this way you stand a chance.

Bu şekilde en azından bir şansın var.

Click to see more example sentences
way olasılık

But then, when nothing happened, we had no money, and no way to get back.

Ama sonra, hiçbir şey olmadı paramız yok, geri dönmek için bir yol yok.

Are you sure there isn't another way?

Başka bir yol olmadığından emin misin?

Sorry, but no way. We're all friends here, but

Üzgünüm, ama olmaz, Hepimiz arkadaşız burada, ama,,,

Click to see more example sentences
way yön

I'm going to go this way, and you go that way.

Ben bu tarafa gidiyorum, sen de o yöne git.

Look at it this way wonderful things are happening.

Bir de bu yönden bak. Harika şeyler oluyor.

She went that way.

O bu yöne gitti.

Click to see more example sentences
way yönlü

It's a three way love

Bu üç yönlü bir aşk

This is a one-way street

Bu tek yönlü bir cadde.

Anyway, I think it's a two-way process.

Her neyse sanırım bu iki yönlü bir yöntem.

Click to see more example sentences
way yöntem

Now he's a Father, which is a great way to have a kid.

Artık o da bir baba. Çocuk yapmak için mükemmel bir yöntem.

And the old way isn't?

Ve eski yöntemler değil mi?

That's a very interesting way to prepare yourself

Kendine gelmek için çok ilginç bir yöntem.

Click to see more example sentences
way hal

But you said there's still a way.

Ama sen "Hala bir yolu var." dedin.

There's still this way?

Hala bu yol var mı?

We can still find a way to be together.

Beraber olmak için hala bir yol bulabiliriz.

Click to see more example sentences
way yer

And this place same way about me.

Ve bu yer bana yine aynı yol.

Yeah. It's way too far.

Evet, çok uzak bir yer.

Just lost his way somewhere.

Sadece bir yerde, yolunu kaybetti.

Click to see more example sentences
way açı

You're both better different in a different but better way.

İkiniz de daha iyi farklısınız. Farklı ama daha iyi bir açıdan.

This monkey is healthy and normal in every way.

Bu maymun her açıdan sağlıklı ve normal.

He's smart, and he's beautiful, and I think of him in many ways as a daughter, but that would be crazy 'cause he's a man and his name's Ricky.

Akıllı ve güzel ve onu pek çok açıdan kızım gibi görüyorum ama bu çok çılgınca olurdu çünkü o bir erkek ve adı Ricky.

Click to see more example sentences
way tarz

This is a different way of life for us.

Bu bizim için değişik bir hayat tarzı.

Well, it's a way of life.

Bu da bir yaşam tarzı.

It is only his way.

Bu onun tarzı sadece.

Click to see more example sentences
way bakım

No well, yes, in a way.

Hayır şey, bir bakıma evet.

It's beautiful in a way.

Bir bakıma çok güzel.

Home, in a way, where you'll be better.

Eve. Bir bakıma daha iyi olacağın bir yere.

Click to see more example sentences
way durum

I'm really sorry about this, by the way.

Bu durum için gerçekten üzgünüm bu arada.

By the way, is it serious?

Bu arada, durum ciddi mi?

Either she's changed or I've changed, but either way

Ya o değişti ya da ben. Ama her iki durumda da

Click to see more example sentences
way tehlikede

It's way too dangerous, man.

Bu çok tehlikeli bir yol, dostum.

This is getting way too dangerous.

Artık bu çok tehlikeli olmaya başladı.

No way, it's too dangerous.

İmkânı yok, çok tehlikeli.

Click to see more example sentences
way davranış

By the way, you're not a bad person, but this is very bad behavior.

Bu arada, sen kötü bir insan değilsin ama bu çok kötü bir davranış.

Or maybe you just think you're a monster because everyone treats you that way.

Ya da bir canavar olduğunu düşünüyorsun çünkü sana herkes öyle davranıyor.

That's why she's acting this way.

O yüzden bu şekilde davranıyor.

Click to see more example sentences
way gidiş

One way, please.

Tek gidiş, lütfen.

Not the worst way to go.

En kötü gidiş yolu değil.

Two one-way tickets out of Hong Kong.

Hong Kong'dan gidiş için iki bilet.

Click to see more example sentences
way biçim

But I love you in a different way.

Ama ben seni farklı bir biçimde seviyorum.

That's not the way of life

Bu bir yaşam biçimi değil.

In a different way, perhaps.

Belki farklı bir biçimde.

Click to see more example sentences
way uygunsuz

By the way, um, you're not free for dinner tonight, are you?

Bu arada, bu akşam yemek için uygun değilsin, değil mi?

No, Brad, there's only one proper way for a professional soldier to die.

Evet, Brad, profesyonel asker için bir tek uygun yol var.

That's not really the appropriate way to describe a facility like this.

Bu, böyle bir tesisi tanımlamak için uygun bir isim değil.

Click to see more example sentences
way yan

A couple years back a kid came to me the same way.

Bir kaç yıl önce bir çocuk aynı senin gibi yanıma geldi.

Well, I'm way drunk, too, and I'm with a man.

Ben de çok sarhoşum ve yanımda bir erkek var.

By the way, steroids have side effects.

Bu arada, steroidlerin yan etkileri var.

Click to see more example sentences
way çare

Dad, there's no other way!

Baba, başka çaremiz yok?

Look, there's no other way.

Bak, başka çaresi yok.

Please, there's no other way.

Lütfen, başka çaresi yok.

Click to see more example sentences
way usul

What about the old ways, Morgan?

Peki ya eski usuller, Morgan?

Let's do this the old-fashioned way.

Hadi eski usul yapalım bu işi.

Oh, my new boss likes the old-fashioned ways.

Oh, yeni patronum eski usul yollardan hoşlanıyor.

Click to see more example sentences
way hat

And by the way, this was a huge mistake.

Bu arada, bu da çok büyük bir hataydı.

In a way, it's not your fault.

Bir bakıma bu senin hatan değildi.

Kwan, all this just happened, so there's no way of knowing, and by the way, this could be a mistake.

Kwan, bütün bu olanlardan sonra bilmenin bir yolu yok bu arada bu bir hata da olabilir.

Click to see more example sentences
way ortadan

Disappearing isn't a good way to start a relationship.

Ortadan kaybolmak bir ilişkiye başlamak için iyi bir yol değil.

But one way or another, Mr Edwards, this story will come out.

Ama öyle ya da böyle Bay Edwards bu hikaye ortaya çıkacak.

Is there not a "middle" way?

Bunun bir orta yolu yok mu?

Click to see more example sentences
way gelenek

But it's against Greek ways.

ama bu Yunan geleneklerine karşı.

A more traditional way?

Daha geleneksel bir yolla?

Yeah, but mine's a traditional, wholesome three-way.

Evet, ama benimki geleneksel, faziletli bir üçlü.

Click to see more example sentences
way kayıp

Still missing, by the way.

Hâlâ kayıp bu arada.

There were a few unexpected casualties along the way.

Yol boyunca beklenmeyen bir kaç kayıp vardı.

Unfortunately, there will be some casualties along the way.

Ne yazık ki, yol boyunca bazı kayıplar olacaktır.

Click to see more example sentences
way yerinde olmayan

Thanks for lunch, by the way.

Yemek için sağ ol bu arada.

There's no easy way to say this, but something's happened to julie.

Bunu söylemenin kolay bir yolu yok, Julie'ye bir şey oldu.

Anything could happen. It's a long way to Delhi.

Her şey olabilir, daha Delhi'ye uzun bir yolumuz var.

Click to see more example sentences
way imkan

This way açmamiza There's no way.

Bu taraftan açmamıza imkan yok.

There's no way Emerson Laidlaw is involved?

Emerson Laidlaw'un dahil olmasına imkan yok.

There's no way Pete Steck stays where I left him, Walter.

Pete Steck'in onu bıraktığım yerde olmasına imkan yok, Walter.

way mesafe

Six kilometers is a long way.

Altı kilometre uzun bir mesafe.

Up that way, about a kilometre or so, is the power station.

Şu tarafta, bir kilometre kadar bir mesafede bir güç istasyonu var.

way adet

The way Reiting and Beineberg punish him is customary cruelty among schoolboys.

Reiting ve Beineberg'in onu cezalandırış şekli öğrenciler arasında adet olan bir zalimlik.

way başarmak

To do the impossible,to survive the unsurvivable there's always a way.

İmkansızı başarmak, atlatılmazı atlatmak Her zaman bir yolu vardır. Sen..

way vasıta

Through his best friend, who, by the way, is really cool.

En iyi arkadaşı vasıtasıyla, bu arada o da gerçekten havalı biri.

way yürüyüş

The hiking trail's that way.

Yürüyüş yolu şu tarafta.

way zahmette

Don't bother, I know the way.

Zahmet etmeyin, ben yolu biliyorum.

way alışkanlık

The natural way with a rigorous diet and exercise routine.

Doğal yollarla. Sıkı bir diyet ve egzersiz alışkanlığıyla.