English-Turkish translations for well:

iyice, iyi · şey · oldukça · pek · çok · neyse · da · pekala · tamam · belki · güzel, güzelce · bak bak, bak · doğru · yerinde · hoş · şanslı · ah · sağ, sağlıklı · vay · kolayca · iyi durum, iyi durumda · bak sen · dikkatlice · tamamen · kuyu · muhtemelen · uygun · dürüst · sağlık · epey · ünlü · kaynak · kibar · dahi · sarhoş · meşhur · soylu · yaklaşık · petrol kuyusu · hayli · elverişli · esenlik · pekiyi · ile beraber · other translations

well iyice, iyi

Well, yes, no, yes It's not good for me. It's not good for you.

Şey evet Hayır Evet Benim için de iyi değil, senin için de iyi değil.

Well, there's always time to be a better man.

İyi olmak için her zaman vakit vardır.

Well, listen to me, little man.

Beni iyi dinle, küçük adam.

Click to see more example sentences
well şey

Well, yes, no, yes It's not good for me. It's not good for you.

Şey evet Hayır Evet Benim için de iyi değil, senin için de iyi değil.

Well, I don't think that's a good idea.

Şey Bence bu iyi bir fikir değil.

Well, that's something, isn't it?

Bu da bir şeydir, değil mi?

Click to see more example sentences
well oldukça

I don't know what it is, but, well, that's something, right?

Ne olduğunu bilmiyorum ama ucunda bir şey var değil mi?

Well, tell him I'm really sorry.

Ona gerçekten üzgün olduğumu söyle.

Well, then how did?

O zaman nasıl oldu?

Click to see more example sentences
well pek

Okay. Okay, well, you know what?

Tamam, peki, ne var biliyor musun?

Well, then, give them back.

Peki öyleyse. Onları geri ver.

Well, what are we doing here?

Peki biz burada ne yapıyoruz?

Click to see more example sentences
well çok

Yeah, I know there's a job for me back home, but, uh, things are going very well here.

Evet, biliyorum evde benim için bir var ama burada işler çok iyi gidiyor.

Well, he's a great guy and we had a very nice time.

Şey, o gerçekten harika biri. Ve çok güzel vakit geçirdik.

Well, I got a most interesting phone call this morning.

Bu sabah çok ilginç bir telefon görüşmesi yaptım.

Click to see more example sentences
well neyse

Well what is it?

Ne var ne yok?

Well, I know how important that is to you.

Bunun senin için ne kadar önemli olduğunu biliyorum.

Well, how much do you have?

Peki sende ne kadar var?

Click to see more example sentences
well da

Well, this is not so good.

Bu o kadar da güzel değil.

Yeah, well, that might not be a bad thing.

O kadar da kötü bir şey değil galiba?

Well, that's not too bad, and even if it was, The bay harbor butcher doesn't hurt kids.

Şey, bu o kadar da kötü bir şey değil ve öyle olsa bile Bay Harbor Kasabı çocuklara zarar vermez.

Click to see more example sentences
well pekala

Well, the important thing is I'm here now, and you look really nice tonight.

Pekala, önemli olan şey, şu an benim burada olmam, ve bu gece çok hoş görünüyorsun.

Okay, well, then, all right.

Tamam, madem, o zaman, pekala.

Well, captain, it's about my job.

Pekala, yüzbaşı, bu benim işim hakkında.

Click to see more example sentences
well tamam

Okay. Okay, well, you know what?

Tamam, peki, ne var biliyor musun?

Well, how about this one then?

Tamam, o zaman buna ne dersin?

Ok, well, you don't need it anymore, right?

Tamam ama artık ihtiyacın yok, değil mi?

Click to see more example sentences
well belki

Well, maybe that's a good thing, you know?

Biliyor musun, belki de bu iyi bir şeydir.

Well, maybe not that way.

Şey, belki de bu yolla değil.

You know, well, maybe I'll just

Aslında, pekala, belki de ben

Click to see more example sentences
well güzel, güzelce

Well, good, that's very good, because they can probably help you out a lot more than I can.

Güzel, bu çok güzel. Çünkü muhtemelen onlar sana benden daha çok yardım eder. Bilemiyorum ben

Well, good, because I got nothing.

Güzel, çünkü ben bir şey bulamadım.

Well, then, very well.

Pekâlâ, öyleyse çok güzel.

Click to see more example sentences
well bak bak, bak

Okay, well, then, look at me.

Tamam, o zaman bana bak.

Well, then, let's see.

Peki o zaman, bir bakalım.

Well, I'll tell you,

İyi, sana söylüyorum bak,

Click to see more example sentences
well doğru

Well, that just isn't right, is it?

Bu doğru değil, değil mi? Hayır.

Right, yeah, well, I mean, that's what I mean.

Doğrudur, evet, yani benim demek istediğim de bu.

Well, that's true, but you can't

Tamam, bu doğru ama yapamam

Click to see more example sentences
well yerinde

Well, being a mom, I can tell you that a nice, normal dinner with friends and family is a perfect gift.

Arkadaşlar ve aile ile mükemmel bir hediye Peki, bir anne olmak, güzel bir, normal bir akşam yemeği olduğunu söyleyebilirim.

Well, thanks again for dinner tonight.

Yemek için tekrar teşekkür ederim.

Well, then, later at family dinner.

O zaman, daha sonra aile yemeği yeriz.

Click to see more example sentences
well hoş

Well, the important thing is I'm here now, and you look really nice tonight.

Pekala, önemli olan şey, şu an benim burada olmam, ve bu gece çok hoş görünüyorsun.

Well, isn't this nice?

Ee, hoş değil mi?

Well, yeah. That sounds great.

Peki, evet. kulağa hoş geliyor.

Click to see more example sentences
well şanslı

Well, give us a chance to find out what happened.

Ne olduğunu bulmamız için bize bir şans ver.

Well, give me a chance to make it even better.

Bana bir şans verirsen daha da iyi olur.

All right, well, good luck.

Tamam o zaman, iyi şanslar.

Click to see more example sentences
well ah

Oh, well, come here.

Ah, hadi buraya gel.

Well, that's not very nice.

Ah, bu hiç hoş değil.

Oh, well, I've got a real one.

Ah, benim gerçek bir prensesim var.

Click to see more example sentences
well sağ, sağlıklı

Well, thanks for, thanks for coming out here today.

Bugün geldiğin için sağ ol, teşekkür ederim.

Well, thank you for coming, Harry.

Geldiğin için sağ ol Harry.

Well, I better thanks for the wine.

Ben gitsem iyi olacak. Şarap için sağ ol.

Click to see more example sentences
well vay

Well, look at you.

Vay, şuna bir bak.

Wow. Well, he ain't my friend.

Vay canına, ama o arkadaşım değil.

Well, that is terrific news.

Vay, bu harika bir haber.

Click to see more example sentences
well kolayca

Yeah, well, that's just it, isn't it?

Evet, bu kadar kolay, değil mi?

Well, that's easy for you to say.

Bunu söylemek senin için çok kolay.

Well, that's not gonna be easy.

O zaman hiç kolay olmayacak.

Click to see more example sentences
well iyi durum, iyi durumda

Yes, but she's not really well.

Evet, ama durumu çok iyi değil.

Like I said, he's not well.

Dediğim gibi durumu iyi değil.

She's not doing so well.

Durumu hiç de iyi değil.

Click to see more example sentences
well bak sen

Well, I don't know about other people, but I know about you.

Bak, diğer insanlar hakkında bir şey bilmiyorum, ama seni biliyorum.

Okay, well, I'll tell you what.

Tamam, peki bak sana ne diyeyim.

Well, I'll tell you what, sweet thing, okay?

Bak sana ne söyleyeceğim tatlı şey, tamam mı?

Click to see more example sentences
well dikkatlice

Well, you better watch out, 'cause now I've got a job.

Dikkat etsen iyi olur. Çünkü artık bir işim var.

Well, watch out for yourself.

Pekala, kendine dikkat et.

Yeah, well, be careful, all right?

Anladım. Dikkatli ol, tamam mı?

Click to see more example sentences
well tamamen

Well, that would be lovely, dear, but we can't, because it's completely impossible.

Bu çok iyi olurdu hayatım ama yapamayız, çünkü bu tamamen imkânsız.

Yeah, well, that's perfectly normal.

Evet, bu, bu tamamen normal.

They both had completely different characters but well, just one pair of legs.

İkisinin de tamamen değişik karakterleri ama sadece bir çift ayakları vardı.

Click to see more example sentences
well kuyu

And a well, too.

Ve bir de kuyu!

Is there really a well under there?

Burada gerçekten bir kuyu var mı?

Maybe a woman sitting on a well, sir.

Belki de kuyuda oturan bir kadın, efendim.

Click to see more example sentences
well muhtemelen

Well, good, that's very good, because they can probably help you out a lot more than I can.

Güzel, bu çok güzel. Çünkü muhtemelen onlar sana benden daha çok yardım eder. Bilemiyorum ben

Well, uh, probably something like this.

Muhtemelen, bunu gibi bir şey.

Well, probably three or four months.

Muhtemelen üç ya da dört ay kadar.

Click to see more example sentences
well uygun

Well, now actually isn't a really good time.

Pekala, açıkçası şimdi gerçekten uygun bir zaman değil.

Well, does forever work for you?

Sonsuza kadar sana uygun mu?

Well, this is awkward, isn't it?

Çok uygunsuz bir durum, değil mi?

Click to see more example sentences
well dürüst

But Well, to be totally honest with you, I'm already in a relationship.

Ama sana karşı dürüst olacağım, benim bir ilişkim var zaten.

Well, could I be honest with you?

Ben de sana dürüst olabilir miyim?

Well, to be completely honest with you

Şey, aslında sana karşı dürüst olmak gerekirse

Click to see more example sentences
well sağlık

He isn't well, but he's not a bad man.

Sağlığı pek iyi değil ama kötü biri de değil.

Well, at least he has a clean bill of health.

En azından onun temiz bir sağlık belgesi var.

Yeah, well, he's in perfect health.

Evet, ama sağlığı çok iyi durumda.

Click to see more example sentences
well epey

Well, you are a very Beautiful woman.

Sen de epey güzel bir kadınsın.

You know him pretty well, huh?

Onu epey iyi tanıyorsun değil mi?

Well, this wedding stuff is pretty exciting, huh?

Bu düğün işleri epey heyecanlı, değil mi?

Click to see more example sentences
well ünlü

Well, sir, that ball is famous even today.

Bayım, o top bugün bile çok ünlü.

Well, she'll be famous.

Aslında, O ünlü olacak.

I am not a well-known writer.

Ben ünlü bir yazar değilim.

Click to see more example sentences
well kaynak

Well, every source says something different.

Her kaynak farklı bir şeyler söylüyor.

Well, you should get a better source.

Daha iyi bir kaynak bulsan iyi olur.

Is this a spring as well?

Bu da kaynak mı? Evet!

Click to see more example sentences
well kibar

Well, that's very kind.

Bu çok kibar bir davranış.

Well, he's nice.

O kibar biri.

Well, that wouldn't be very polite, would it?

Bu pek kibar bir davranış olmazdı, değil mi? Öyle mi?

Click to see more example sentences
well dahi

Well, I'm no genius but according to my calculations, he should be here in a few seconds.

Şey, ben dahi değilim ama hesaplarıma göre, bir kaç saniye içinde burada olması lazım.

Yeah, well, okay, technically, but he gave them to us.

Dahice. Evet, şey, tamam, teknik olarak. Ama onları bize verdi.

Well, isn't he a genius, Julia?

Söylesene, O bir dahi değil mi Julia?

Click to see more example sentences
well sarhoş

Well, at least I'm not drunk all the time.

Pekala, en azından ben tüm gün sarhoş değilim.

Well, we finished dinner and he still wasn't drunk so I suggested a drinking game.

Yemeği bitirdik ve o hala sarhoş değildi, ben de içki oyunu oynamayı önerdim.

Well, drunk again, huh?

Yine sarhoş, öyle mi?

Click to see more example sentences
well meşhur

But is that the Mr. Travers, the well-known American gentleman, sir?

O, Bay Travers değil mi, meşhur Amerikalı bey, efendim?

Look, a well-known city councilman is dead.

Bak, meşhur bir belediye meclisi üyesi öldü.

There's a well-known saying.

Meşhur bir deyiş vardır.

Click to see more example sentences
well soylu

Well said, noble woman.

İyi dediniz soylu bayan.

Well, it's not tofu.

Pekala, o soya değil.

Extremely well, as befiitting the last of so many noble rulers.

Son derece iyi. Çok soylu hükümdarlara yakışır şekilde bir son.

Click to see more example sentences
well yaklaşık

Well, that was about two months ago.

Bu yaklaşık iki ay önce oldu.

Well, it all happened about six weeks ago.

Her şey yaklaşık altı hafta önce oldu.

Yeah, well, anyway, she moved here about two months ago.

Evet, neyse, buraya yaklaşık iki ay önce taşınmış.

Click to see more example sentences
well petrol kuyusu

There's oil wells out there.

Orada petrol kuyuları var.

The oil well is not for sale, particularly to a black-hearted scoundrel like yourself.

Petrol kuyusu satılık değil, özellikle senin gibi taş kalpli bir alçağa.

An oil well, an invention, or an emerald mine.

Petrol kuyusu, bir icat ya da zümrüt madeni.

Click to see more example sentences
well hayli

Yeah, well, this man was a friend and a highly decorated federal agent.

Evet, bu adam bir dosttu ve hayli donanımlı bir federal ajandı.

Well, it's rather strange story, sir.

Hayli tuhaf bir hikaye efendim.

Well, you've changed a lot, Magdalen.

Ama sen bir hayli değişmişsin, Madeline.

well elverişli

Well that makes it much less convenient.

Bu, durumu daha az elverişli yapar.

Well I'm glad it was convenient for you because she's dead, you asshole!

Senin için elverişli olmasına sevindim çünkü o öldü, göt herif.

well esenlik

A struggle for our mental and physical well-being.

Zihinsel ve fiziksel esenlik için bir çekişme

well pekiyi

Uh, well maybe not me, personally.

Pekiyi belki ben değil, şahsen.

well ile beraber

Well, this Rae, you get with her?

Şey, şu Rae ile beraber misin?