English-Turkish translations for wheel:

tekerlek · tekerli, teker · direksiyon · döndürmek, dönme, dönmek · dolap · dönme dolap · araba · dümen · çark · lastik · çarkıfelek · bisiklet · dişli · çember · çark etmek · other translations

wheel tekerlek

It's like riding a really tall bike with a huge front wheel.

Bu gerçekten uzun ve ön tekerleği kocaman bir bisikleti sürmek gibi.

Michael, you know how to change a wheel, right?

Michael? Sen tekerlek değiştirmeyi biliyorsun değil mi?

Where'd you get the cool wheels?

Bu havalı tekerlekleri nereden buldun?

Click to see more example sentences
wheel tekerli, teker

Well, I mean, what was it? A small car with four wheels and a little engine at the front?

Demek istediğim, nasıl bir şeydi, dört tekeri ve önünde küçük motoru olan küçük bir araba mı?

Martin, that child is eating a homemade wagon wheel!

Martin, bu çocuk ev yapımı bir vagon tekeri yiyor!

Hey, where'd that wheel come from?

Hey, şu teker nereden geldi?

Click to see more example sentences
wheel direksiyon

I feel really good behind the wheel, really special.

Direksiyonda kendimi çok iyi çok özel hissettim.

Take the wheel. Give me the map.

Direksiyonu tut ve haritayı bana ver.

Wade, give me the wheel!

Wade, direksiyonu bana ver!

Click to see more example sentences
wheel döndürmek, dönme, dönmek

Is there anything else? The wheel was spinning, but the hamster was dead.

Başka bir şey var mıydı? teker dönüyordu ama hamster ölmüştü.

God, it's a beautiful Ferris wheel.

Tanrım, çok güzel bir dönme dolap.

That's my pink Ferris wheel, and it's staying pink!

O benim pembe dönme dolabım ve pembe olarak kalacak.

Click to see more example sentences
wheel dolap

It looks like a Ferris wheel.

Bu bir dönme dolap gibi görünüyor.

Chuck? It's just a Ferris wheel.

Chuck, bu sadece bir dönme dolap.

A ferris wheel What was that?

Bir dönme dolap gibi O da neydi?

Click to see more example sentences
wheel dönme dolap

It looks like a Ferris wheel.

Bu bir dönme dolap gibi görünüyor.

Chuck? It's just a Ferris wheel.

Chuck, bu sadece bir dönme dolap.

A ferris wheel What was that?

Bir dönme dolap gibi O da neydi?

Click to see more example sentences
wheel araba

Well, I mean, what was it? A small car with four wheels and a little engine at the front?

Demek istediğim, nasıl bir şeydi, dört tekeri ve önünde küçük motoru olan küçük bir araba mı?

We need some new wheels.

Bize yeni bir araba lazım.

Need some new wheels?

Yeni araba lazım?

Click to see more example sentences
wheel dümen

Matthews, take the wheel. Aye, aye, sir.

Matthews, dümeni al. hay, hay, efendim.

Look what I did? Who's holding the wheel, chief?

Ben mi ne yaptım? Dümeni kim tutuyordu?

On the wheel, then, Mr Turner.

O zaman dümene, Bay Turner.

Click to see more example sentences
wheel çark

The wheel is Malaysian justice, a term which strikes one American woman as a cruel joke.

Bu çark Malezya Adaleti, bir Amerikalı kadına zalim bir şaka olarak gelen bir terim.

But Douglas is only one man, and this corporation is a machine of many cogs and wheels.

Ama Douglas yalnızca bir kişi ve şirketi, birçok çark ve dişli barındıran bir makine.

Too many wheels turning.

Çok fazla çark dönüyor.

Click to see more example sentences
wheel lastik

The front wheels, little bit closer together.

Ön lastikler birbirine biraz daha yakın.

He's already slow as a cart with square wheels!

O zaten yavaş. Kare lastikli araba gibi.

It's on four rubber wheels!

Dört lastik tekerlek üstünde.

Click to see more example sentences
wheel çarkıfelek

Yeah, she's kind of a Wheel savant.

Evet, kadın bir nevi Çarkıfelek bilgini.

Wheel of fortune, right?

Çarkıfelek gibi, değil mi?

Uh, Wheel of Fortune, naked push-ups, naked chin-ups

Çarkıfelek izledim, çıplak şınav çektim, çıplak barfisk çektim.

wheel bisiklet

It's like riding a really tall bike with a huge front wheel.

Bu gerçekten uzun ve ön tekerleği kocaman bir bisikleti sürmek gibi.

A remote-controlled camera, a lot of cable, two bicycle wheels, a bag of rocks and some muscle power.

Bir uzaktan kumandalı kamera, bir sürü kablo, iki bisiklet tekerleği, bir çanta taş ve biraz kas gücü.

wheel dişli

But Douglas is only one man, and this corporation is a machine of many cogs and wheels.

Ama Douglas yalnızca bir kişi ve şirketi, birçok çark ve dişli barındıran bir makine.

wheel çember

It's a perversion of a Salish medine wheel.

Bu Salish büyü çemberinin saptırılmış bir taklidi.

wheel çark etmek

Big wheel keep on turnin'

Büyük çark dönmeye devam etti