English-Turkish translations for whole:

tümüyle, tüm, tümü · bütün bütün, bütün · koca · tam · tamamen · iyi · hepsi · yepyeni · bambaşka · koskoca · komple · topluca · tam şey · bütünlük · kepekli · toplu · toplam · kül · sağlam · other translations

whole tümüyle, tüm, tümü

This whole weekend You and me All day and all night for hours we will with each other

Tüm hafta sonu sen ve ben, tüm gün ve tüm gece, saatlerce beraber olacağız.

My whole life, you were my only love.

Tüm hayatım boyunca sen benim tek aşkımdın.

I've waited my whole life for an opportunity like this.

Tüm hayatım boyunca bunun gibi bir fırsat bekledim.

Click to see more example sentences
whole bütün bütün, bütün

That wasn't anything new, and that guy, he hasn't done anything right his whole life, and he

Bu yeni bir şey değildi ve o adam bütün hayatın da hiçbir şey yapmadı. ve o

He's my whole world.

O benim bütün dünyam.

You know the whole story.

Sen bütün hikayeyi biliyorum.

Click to see more example sentences
whole koca

There's a whole world for you!

Senin için koca bir dünya var!

And there's a whole army out there.

Ve dışarıda koca bir ordu var.

I've got a whole theory about that.

Bu konuda koca bir teorim var.

Click to see more example sentences
whole tam

But that's not the whole story, is it?

Ama hikayenin tamamı bu değil, değil mi?

I have a whole day.

Tam bir günüm var.

Four whole days in New York!

New York'ta tam dört gün!

Click to see more example sentences
whole tamamen

I guess I've changed, which is why this whole thing isn't completely your fault.

Sanırım ben değiştim ki bu yüzden bu olay tamamen senin suçun değil.

That's a whole different story.

Bu tamamen başka bir hikaye.

It's a whole new thing.

Tamamen yeni bir şey.

Click to see more example sentences
whole iyi

Yes, but not the whole time.

Evet, ama iyi zaman değil.

And he was a great emperor and a really nice guy aside from the whole pearl harbor thing.

Harika bir imparator ve gerçekten çok iyi bir adamdı, bütün o Pearl Harbor şeyi hariç.

I got something a whole lot better.

Çok daha iyi bir şeyim var.

Click to see more example sentences
whole hepsi

He's gonna love that thing his whole life, and it's all my fault.

O şeyi tüm hayatı boyunca sevecek ve hepsi benim hatam.

Maybe the original people, but, uh maybe they're a whole new generation or something.

Belki de özgün insanlar ama, şey belki de hepsi de yeni nesil veya öyle bir şeydiler.

Yeah, a girl's involved, but that's not the whole story.

Evet, bir kız işin içinde, ama hikayenin hepsi bu değil.

Click to see more example sentences
whole yepyeni

It's a whole new world for me.

Bu benim için yepyeni bir dünya var.

You look like a whole new woman!

Sen yepyeni bir kadın gibi görünüyorsun!

For a whole new life.

Yepyeni bir yaşam için?

Click to see more example sentences
whole bambaşka

It's a whole different story, isn't it?

Bu bambaşka bir şey, değil mi?

Which is either very good, Or a whole different kind of scary,

Ki bu ya çok iyi bir şey ya da bambaşka seviyede korkunç bir şey.

It's a whole new world, Marge. A whole new world.

Bu bambaşka bir dünya, Marge. bambaşka bir dünya.

Click to see more example sentences
whole koskoca

Look, man, it's been a whole day.

Bak adamım, koskoca bir gün geçti.

You have a whole life, a home.

Koskoca bir hayatın, bir evin var.

It's been a whole weekend.

Koskoca bir hafta sonu geçti.

Click to see more example sentences
whole komple

You made me a whole person.

Beni komple bir insan yaptın.

There's a whole book?

Komple bir kitap var?

It's the whole package.

Bu komple bir paket.

Click to see more example sentences
whole topluca

It's a whole new ball game.

Bu tamamıyla yeni bir top oyunu.

Los Angeles is not ball with this whole no.

Los Angeles bütün bu olmayan top değil.

Look, the whole gang's here.

Bak işte bütün takım da toplandı.

Click to see more example sentences
whole tam şey

This whole thing has been a total joke.

Bu şey artık tam bir şaka oldu.

And to me, it was all like a horror show, this whole thing.

Bana göre, bütün bu şey tam bir korku filmi gibiydi.

But then the whole Lionel thing.

Ama sonra tamamı bir Lionel şeyi.

whole bütünlük

The torus provides a template for a society based on integrity and wholeness.

Torus, bütünlük ve tamlığa dayalı bir topluluk için şablon sağlar.

A new wholeness and a new balance.

Yeni bir bütünlük ve yeni bir denge.

whole kepekli

Spinach, whole wheat bread and water.

Ispanak, kepekli ekmek ve su.

Egg, garlic, raisin, nut, pita white, wheat, whole-grain or multigrain or even a bun.

Yumurtalı, sarımsaklı, kuru üzümlü, yulaflı Beyaz, kara, kepekli ya da vitaminli ya da Hatta bir çörek.

whole toplu

Mass rioting across whole continents.

Toplu isyanlar tüm kıtayı sardı.

It's a comedy based on that whole Guyana mass suicide thing.

Bir komedi filmi. Guyana toplu intiharları üzerine bir film.

whole toplam

Whole four years!

Toplam dört yıl!

whole kül

Your whole town burned up.

Bütün kasaba yanmış kül olmuş.

whole sağlam

These, uh these half-smashed drives, this whole this whole setup

Bunlar. bu yarı sağlam diskler. tüm bunlar tüm bunlar kurmaca