English-Turkish translations for wild:

vahşice, vahşi · çılgın, çılgınca · yabani · yaban · joker · deli · sert · kızgın · kır · dağ · güvenilmez · uçuk · hovarda · azgın · başıboş · other translations

wild vahşice, vahşi

I think he's really cool, but he just seems like a wild and crazy boy.

Bence o oldukça hoş biri fakat vahşi ve çılgın bir çocuk gibi görünüyor.

Well, you know me, Jimmy, I'm just a wild woman.

Evet, beni tanırsın, Jimmy. Ben vahşi bir kadınım.

I'm a wild bird.

Ben vahşi bir kuşum.

Click to see more example sentences
wild çılgın, çılgınca

I think he's really cool, but he just seems like a wild and crazy boy.

Bence o oldukça hoş biri fakat vahşi ve çılgın bir çocuk gibi görünüyor.

We just heard there's a wild party here tonight?

Bu gece burada çılgın bir parti olduğunu duyduk.

That was a wild Christmas party.

Bu çok çılgın bir Noel partisiydi.

Click to see more example sentences
wild yabani

Ah, that's just a wild dog.

Sadece yabani bir köpek bu.

They've never found any wild dogs up there.

Orada hiç bir zaman yabani bir köpek bulamadılar.

It's the National Wild Turkey Federation DNA Database.

Milli Yabani Hindi Federasyonu DNA Veri Bankası.

Click to see more example sentences
wild yaban

No, no, that's a wild pig.

Hayır. Bu bir yaban domuzu.

And a heaven in a wild flower

ve bir cennet, bir yaban çiçeğinde.

You are my wild flower.

Sen benim yaban çiçeğimsin.

Click to see more example sentences
wild joker

And the joker is wild.

Ve joker de çılgının teki!

Langston Graham's wild card enforcer.

Langston Graham'in joker adamı.

No jokers, no wilds.

Joker yok, kaybetmek yok.

Click to see more example sentences
wild deli

But as wild and insane as Aditi can be she's also a beautiful, trustworthy friend.

Ama Aditi vahşi de olsa, deli de olsa da o, aynı zamanda güvenilecek en güzel dost.

All crazy and wild.

Tam bir deli ve vahşi.

Wild sex with a stranger, or wild sex with someone who's crazy about you, and who you love.

Bir yabancıyla vahşi bir seks mi, yada sana deli olan sana aşık biriyle, vahşi bir seks mi?

wild sert

Yeah, that Indonesian wild boar blend was pretty bitter.

Evet, Endonezya yabandomuzu harmanı bayağı bir sert.

Wild, fierce, and furious with life.

Yabani, sert ve hayata öfkeli.

One hot, steamy, wild night

Seksi, sert, vahşi bir gece.

wild kızgın

He's a wild, angry kid.

O yabani,kızgın bir çocuk.

Angry spirits mixed with wild magic from the ley lines not good.

Kızgın ruhların ley hatlarından vahşi sihir ile birleşmesi İyi değil.

Because Dr. Wilding was very upset yesterday.

Çünkü Doktor Wilding dün çok kızgındı.

wild kır

You were always lugging home wild things a hawk with a broken wing, a full-grown wildcat with a broken leg

Eve de her zaman vahşi şeyler getirirdin Kanadı kırık bir şahin, bacağı kırılmış vahşi bir kedi

Curtsied when you have and kiss'd the wild waves whist foot it featly here and there and, sweet sprites, the burden bear

Haydi diz kırın ve öpüşün ki vahşi dalgalar kessin sesini bir oraya bir buraya atın ayağınızı. Tatlı periler, söyleyin şarkımızı.

Love honeybitter, wild, overwhelming shattered my limbs

Aşk acı bal, vahşi, kahredici bacaklarımı kırdı

wild dağ

In fact, over that mountain the river becomes wild. Muy peligroso. Waterfalls, rapids.

Aslında, o dağın üzerinde nehir vahşileşir,muy peligroso şelaleler, hızlı akıntılar.

Chinese Mountain Ant Extract; Tincture of Wild Reishi.

Çin dağı karınca özü; asya mantarı tentürü.

wild güvenilmez

But as wild and insane as Aditi can be she's also a beautiful, trustworthy friend.

Ama Aditi vahşi de olsa, deli de olsa da o, aynı zamanda güvenilecek en güzel dost.

You're wild, extravagant, and unreliable.

Sen vahşi, müsrif ve güvenilmez birisin.

wild uçuk

That's pretty wild, Mom.

Bu çok uçuk oldu, anne.

Now, that's a pretty wild story, Mr. Meiks.

Epey uçuk bir hikâye bu Bay Meiks.

wild hovarda

A wild, licentious dance.

Vahşi, hovarda bir dans.

wild azgın

Wild, free, passionate, unbridled sex.

Seks. Vahşi, serbest, ateşli, azgın seks.

wild başıboş

These birds, these wandering souls, they are wild birds

Bu kuşlar, başıboş gezen kuşlar, onlar vahşi kuşlar.