German-Turkish translations for Leben:

hayat · yaşamak · hayatta olmak · yaşam · canlı · kalmak · can · ömür · oturmak · yaşantı · other translations

Leben hayat

Ich möchte Ein normales Leben.

Ben normal bir hayat istiyorum.

Ich kann kein normales Leben führen.

Benim normal bir hayatım olamaz.

Aber wenigstens habe ich gelebt.

En azından hayatımı yaşadım.

Click to see more example sentences
Leben yaşamak

Hier leben auch noch andere Menschen.

Burada başka insanlar da yaşıyor.

Ich will ein normales Leben.

Normal bir hayat yaşamak istiyorum!

Menschen leben an vielen Orten.

İnsanlar çok yerde yaşarlar.

Click to see more example sentences
Leben hayatta olmak

Ich hab schon einmal ein geschütztes Leben geführt.

Benim de bir zamanlar kuytuda geçen bir hayatım olmuştu

Ein verdammt schlüpfriges Leben.

Lanet olası kaygan hayat.

Du hast ein Erste-Klasse-Leben, und ich finde es ausgesprochen nützlich.

Birinci sınıf bir hayat yaşadın, ve bunu oldukça faydalı buluyorum

Click to see more example sentences
Leben yaşam

Diese Menschen wollen ein anderes Leben.

Bu insanlar farklı bir yaşam istiyor.

Aber Leben verlängern?

Ama yaşam uzatmak?

Dieses Leben, diese Vortäuschung, es macht mich verrückt.

Bu yaşam, bu sahte tavırlar beni deli ediyor.

Click to see more example sentences
Leben canlı

Wann wurde sie zuletzt lebend gesehen?

En son ne zaman canlı görülmüş?

Wir alle gehen hier lebend raus.

Hepimiz buradan canlı olarak çıkacağız.

Alle lebend rausholen.

Herkesi canlı kurtarmak.

Click to see more example sentences
Leben kalmak

Sie wird zumindest noch leben.

En azından hayatta kalacak.

Niemand hier will für den Rest seines Lebens Frisör sein.

Burada kimse hayatının geri kalanında bir berber olmak istemiyor.

Willst du bleiben oder leben?

Kalmak istiyorsun, yaşamak mı?

Click to see more example sentences
Leben can

Aber ich hab noch sechs Leben.

Ama daha altı canım var.

Aber du hast neun Leben, wie eine Katze.

Ama sen dokuz canlısın. Tıpkı kedi gibi.

Und wow überall, wo wir bislang Wasser fanden, da fanden wir auch Leben.

Ve vay canına! Şu ana kadar nerede su bulduysak, hayat da bulduk.

Click to see more example sentences
Leben ömür

Ist doch ein halbes Leben!

Bu bir ömür, değil mi?

Nach einem gemeinsam gelebten Leben.

Bir ömrü beraber geçirdikten sonra.

TOM YOUNG Ein Leben

Tom Young Bir Ömür

Click to see more example sentences
Leben oturmak

Lebt, öm, Sherlock Holmes hier?

Sherlock Holmes burada oturuyor?

Vielleicht ist es albern, aber im gewissen Sinne lebt sie noch hier.

Belki bir anlamda aptalız ama bir anlamda hâlâ burada oturuyor.

Tante Desiree lebt jetzt in Hollywood.

Desiree Teyze artık Hollywood'da oturuyor.

Click to see more example sentences
Leben yaşantı

Ich male heute mal ein Still-Leben.

Bu sabah durağan bir yaşantıyı anlattım