German-Turkish translations for an:

-ta · -te · -e · -a · -da · -de · da · a · üzerine, üzerinde · An · e · yanında, yanına · yakın · kenarında, kenarına · karşı · alan · other translations

We also found translations for word an in Turkish.

an -ta

Ich arbeite an einem Subventionsantrag für einen neuen Fusionsreaktor.

Ben de yeni füzyon veaktörü için bir ödenek teklifi üzevinde çalışıyovum.

Aber sieh dich an.

Ama sana bir bak.

Vielleicht heute, aber an manchen Tagen sehen wir uns kaum.

Bu gün belki ama bazı günler birbirimizi zar zor görüyoruz.

Click to see more example sentences
an -te

Ich arbeite an einem Subventionsantrag für einen neuen Fusionsreaktor.

Ben de yeni füzyon veaktörü için bir ödenek teklifi üzevinde çalışıyovum.

Aber sieh dich an.

Ama sana bir bak.

Vielleicht heute, aber an manchen Tagen sehen wir uns kaum.

Bu gün belki ama bazı günler birbirimizi zar zor görüyoruz.

Click to see more example sentences
an -e

Ich arbeite an einem Subventionsantrag für einen neuen Fusionsreaktor.

Ben de yeni füzyon veaktörü için bir ödenek teklifi üzevinde çalışıyovum.

Aber sieh dich an.

Ama sana bir bak.

Vielleicht heute, aber an manchen Tagen sehen wir uns kaum.

Bu gün belki ama bazı günler birbirimizi zar zor görüyoruz.

Click to see more example sentences
an -a

Ich arbeite an einem Subventionsantrag für einen neuen Fusionsreaktor.

Ben de yeni füzyon veaktörü için bir ödenek teklifi üzevinde çalışıyovum.

Aber sieh dich an.

Ama sana bir bak.

Vielleicht heute, aber an manchen Tagen sehen wir uns kaum.

Bu gün belki ama bazı günler birbirimizi zar zor görüyoruz.

Click to see more example sentences
an -da

Ich arbeite an einem Subventionsantrag für einen neuen Fusionsreaktor.

Ben de yeni füzyon veaktörü için bir ödenek teklifi üzevinde çalışıyovum.

Wir haben eine gefährliche, unbekannte Infektion an Bord.

Gemide tehlikeli ve tanımsız bir hastalık var.

Schau mich zumindest an.

En azından bana bak.

Click to see more example sentences
an -de

Wenn ich moechte,ruf ich an..ha

Ne zaman istersem ararım, ha?

Sie arbeiten an ihrer Ersatzausrüstung, an ihren Notfalleinrichtungen.

Şu anda yedekler ve acil durum teçhizatları üzerinde çalışıyorlar.

Ich möchte an Freizeitaktivitäten teilnehmen.

Eğlence aktivitelerine katılmak istiyorum.

Click to see more example sentences
an da

Eines Tages vererbt ihr eure eierfreien Schrumpelsäcke an euren bemitleidenswerten Nachwuchs.

Bir gün bu özelliğiniz içi boş, buruşuk taşaklarınızdan zavallı çocuklarınıza da geçecek.

Ich will eine Wasserwand an beiden Austrittsstellen. Los.

İki tarafa da geniş açıyla su fışkırtmanızı istiyorum.

Der präfrontaler Kortex ist für Planung und Vorausahnen zuständig und Patienten mit Hirnverletzungen an ihrem

Sonuçta prefrontal korteks planlama ve beklentiden sorumludur ve beyin lezyonu olan hastalar da

Click to see more example sentences
an a

Willkommen an Bord, Botschafterin.

Atılgan'a hoş geldiniz, Büyükelçi.

Zyklop-Kontrolle an Zyklop.

Kiklops Kontrol'den Kiklops'a.

Als einziger äthiopischer Jude an der A.J. Wilson Highschool wurde ich häufig gehänselt.

A.J. Wilson Lisesi'ndeki tek Etiyopyalı Yahudi olarak sıkça sataşmalara uğrardım.

Click to see more example sentences
an üzerine, üzerinde

Sie haben an etwas sehr Geheimem gearbeitet, aber alles wurde abgezogen.

Çok gizli bir şey üzerinde çalışıyorlardı ama her şeyi götürdüler.

Ich habe sogar an etwas gearbeitet.

Aslında bir şeyler üzerinde çalışıyordum.

Vielleicht hat er sich an straffälligen Dobermännern ausgetobt.

Belki de suç işlemeye yatkın Dobermanlar üzerinde pratik yapmıştır.

Click to see more example sentences
an An

Wenigstens seid ihr beiden jetzt an einem gesunden Ort.

En azından ikiniz de daha sağlıklı bir yerdesiniz şu an.

Ruhe in Frieden, Ana.

Huzur içinde yat, Ana.

Sie ist an einem besseren Ort, Frankie.

Şu an daha iyi bir yerde, Frankie.

Click to see more example sentences
an e

Ausserdem ein paar Zeilen an Doktor Glaese.

Doktor Gleize'e vermeniz için bir not yazacağım.

In einer Ihrer Emails an Mr. Naendra, verweisen Sie auf Howard Winklevoss' Beratungsfirma.

Bay Narendra'ya yolladığınız e-postaların birinde Howard Winklevoss'un danışmanlık şirketinin adı geçiyor.

VERKAUFT AN MR. Y. O'DEL.

BAY Y. O'DEL'E SATILDI

Click to see more example sentences
an yanında, yanına

Sei eine Stimme, ein Lebensatem an seiner Seite.

Bir ses, bir nefes oluver onun yanında

Sie werden bemerken, wie schnell sich Miezekätzchen Kill-Kill an den Komatypen angekuschelt hat.

Kediciğin nasıl çabucak öldürdüğünü göreceksin dün komadaki adamın yanında yatıyordu.

Brennendes Fahrzeug unten an der Needle.

Needle'in altında yanan bir araç var.

Click to see more example sentences
an yakın

Heiz den Ofen an, Muffin-Mann! Wir haben eine große bestellung!

Fırınları yak, Pasta Adam' Büyük bir siparişimiz var'

Wir nur an der pazifischen Küste und meistens nahe Seewassergewässern gefunden.

Sadece Pasifik kıyılarında ve genellikle tatlı suya yakın vücutlarda bulunur.

Zünd es an, Johnny, für mich.

Yak onu Johnny, benim için.

Click to see more example sentences
an kenarında, kenarına

Wie eine Pinie an einer Klippe.

Bir uçurumun kenarındaki ağaçlar gibi.

Bachbungen und Schwertlilien, Wegerich und Ringelblumen wucherten an den Ufern.

Bakabunga ve zambaklar muzlar ve kadife çiçekleri nehir kenarında bahar açmıştı.

Pappelwäldchen an der Hauptstraße.

Büyük kavaklar, ana caddenin kenarında.

Click to see more example sentences
an karşı

Ein übel beleumdetes Firmenkonglomerat strebt eine feindliche Übernahme an.

Kötü şöhretli bir rakibimiz bize karşı bir satınalma teklifi verdi.

Entwurfstext korrekturlesen, an PJH schicken und Gegenvorschlag abwarten.

Teklif metninin düzeltmesini yapıp PJH'ye göndermek ve karşı teklifi beklemek.

Morgen trittst du gegen eine Legende an. Und wirst möglicherweise selbst zu einer werden.

Yarın bir efsaneyle karşılaşacaksın ve belki de kendin bir efsane olacaksın.

Click to see more example sentences
an alan

Bringt überall Spalt-Überwachungsgeräte an.

Alanın etrafını yarık izleyicilerle çevirin.

Ich lüge dich an, Alan.

Sana yalan söylüyorum, Alan.

Er hing Jahrzehnte an der vereinheitlichten Feldtheorie fest.

O da birleşik alanlar kuramını yıllarca çözemedi.

Click to see more example sentences