bitteren

Ich weiß, es waren bittere Jahre für dich, voller Not, Entbehrung, Wehrlosigkeit.

Biliyorum senin için sefalet, sıkıntı ve çaresizlik dolu üzücü yıllardı.

Dies sind bittere Zeiten, Edward.

Bunlar umutsuz zamanlar, Edward.

Warum essen wir ungesäuertes Brot und bittere Kräuter!

Neden mayasız ekmek ve acı otları yiyoruz?

Es versüßt den bitteren Nachgeschmack des Kirchenbesuchs.

Hem kilisenin ağzımızda bıraktığı nahoş taddan da kurtuluruz.

Treffen mit Dreiberg hinterließ bitteren Nachgeschmack.

Dreiberg'le buluşmak ağzımda kötü bir tat bıraktı.

Keine Sorge, Schatz. Er ist nur ein altes, bitteres Arschloch.

Endişelenme tatlım, sadece eski bir kuyruk acısı var.

Nein, das ist bitterer Ernst, Ms. Blye.

Hayır, çok ciddi bir Bayan Blye.

Ich muss dir eine bittere Wahrheit gestehen.

Sana söylemem gereken acı bir gerçek var.

Sogar mein Job schien trocken und bitter wie ein heißer Präriewind.

Benim işim de samyeli gibi kuru ve keskin görünmeye başlamıştı.

Warum ist er so bitter?

Neden bu kadar acı?