echtes

Gesprochen, wie ein echter Wissenschaftler.

Gerçek bir bilim adamı gibi konuştun.

Deine echte Mutter möchte dich sehen.

Gerçek annen seni görmek istiyor.

Ich habe für Frisuren, Schokozigaretten, echte Zigaretten bezahlt.

Permalarının, sigara şekerlerin, gerçek sigaraların parasını ben ödedim.

Ich hätte niemals eine echte Karriere, eine echte Beziehung

Asla gerçek bir kariyerim ve gerçek bir ilişkim olmayacaktı.

Eine echte Tragödie, aber ich weiß nichts darüber.

Gerçek bir trajedi, ama bu konu hakkına bir şey bilmiyorum.

Sie sind ein echter Baseballfan, oder?

Tam bir beyzbol fanatiğisin değil mi?

Aber Hoffnung ist ein echtes Gefühl, genau wie Verzweiflung.

Ama umut gerçek bir şeydir, aynı umutsuzluk gibi.

Nein, ich muss eine echte Kriminelle ausfragen.

Hayır, gerçek bir suç dehası olması lazım.

Nein, aber sie ist echt deine Schwester?

Hayır, ama gerçekten senin kardeşin mi?

Sie sind ein echter Gentleman.

Sen gerçek bir beyefendisin.