German-Turkish translations for einzig:

tek · bir · bir tek · sadece · yalnızca, yalnız · biricik · yegâne · eşsiz · other translations

einzig tek

Denn wenn Sie für uns arbeiten, wird Ihr einziger Klient, dieser Ort sein,

Çünkü bizim için çalıştığın zaman, tek müşterin bu yer olacak.

Der einzige Überlebende ist geisteskrank.

Tek kurtulan saçmalayan bir deli.

Ein Becher Haagen Dasz, eine Flasche Wein, und Ihr einziges Sexvideo.

Yarım kilo dondurma, bir şişe şarap ve seks kasetlerinizin tek kopyası.

Click to see more example sentences
einzig bir

Ich kann keine einzige Adoption authentifizieren.

Tek bir evlat edinmeyi bile doğrulayamadım.

Noch ein einziges Mal.

Bir kez daha son kez.

Ein Becher Haagen Dasz, eine Flasche Wein, und Ihr einziges Sexvideo.

Yarım kilo dondurma, bir şişe şarap ve seks kasetlerinizin tek kopyası.

Click to see more example sentences
einzig bir tek

Ich kann keine einzige Adoption authentifizieren.

Tek bir evlat edinmeyi bile doğrulayamadım.

Katie, bitte, ich habe einen einzigen Fehler gemacht.

Katie, lütfen. Bir hataydı. Tek hata yaptım.

Und du bist die Einzige für mich, Baby.

Benim için bir tek sen varsın, bebeğim.

Click to see more example sentences
einzig sadece

Ein einziges Mal. Ein einziges Mal habe ich Gutes getan.

Bir kez olsun sadece bir kereliğine iyi bir şey yapabilirim.

Das gilt sowohl für einen einzigen Tag als auch für unser ganzes Leben.

Bu hem sadece tek bir gün için de geçerli aynı zamanda bütün hayatımız için de geçerli.

Kommt schon, wir sind die Einzigen hier.

Haydi ama, burada sadece biz varız.

Click to see more example sentences
einzig yalnızca, yalnız

Aber sind antike Höhlenmalereien und Steinreliefe, die einzigen Sorten von Abbildungen, welche die Prä-Astronautik-Theoretiker faszinieren?

Fakat antik mağara çizimleri ve taş oymalar, antik uzaylı kuramcılarını büyüleyecek yalnızca tek örnek biçimi miydi?

Das einzige, was uns fernhält, Horace, ist unser Waffenstillstand

Bizi yalnızca bir şey uzak tutabilir, Horace ateşkes anlaşmamız.

Goldman Sachs, John Paulson und Morgan Stanley waren nicht die Einzigen.

Goldman Sachs, John Paulson, ve Morgan Stanley yalnız değildi.

Click to see more example sentences
einzig biricik

Papa, ich bin deine einzige Tochter.

Baba, ben senin biricik kızınım.

Sie war Narayan Shankars einzige Tochter.

O, Bay Narayan Shankar'ın biricik kızıydı!

Winnie, er war mein einziger Sohn.

Winnie o benim biricik oğlumdu.

einzig yegâne

Deine einzigen Fähigkeiten.

Senin yegâne becerilerin.

Und ich bin der einzige Verger-Erbe.

Ve ben de Verger'ların yegâne varisiyim.

einzig eşsiz

Ein einziges Paar, ein einzigartiger Komfort.

Tek çift, eşsiz rahatlık" gibi bir şey.