German-Turkish translations for führen:

götürmek · yapmak · yol · çıkmak · yönlendirmek · açmak · tutmak · sürdürmek · gerçekleştirmek · rehberlik · yol göstermek · yönetmek · kullanmak · sonuç · rehberlik etmek · yürütmek · çalıştırmak · other translations

führen götürmek

Wohin führen uns diese hüpfenden Steine?

Bu seken taşlar bizi nereye götürüyor?

Mr. Longley, führen Sie Lady Barbara und ihre Zofe zum Kabelgatt.

Bay Longley. Leydi Barbara ve hizmetçisini palamar kademesine götürün.

Kovin führte mich in ein kleines Labor.

Kovin beni, küçük bir laboratuara götürdü.

Click to see more example sentences
führen yapmak

Ich möchte gerne ein R-Gespräch führen.

Ödemeli bir arama yapmak istiyorum.

Wir können dieses Gespräch jederzeit führen.

Bu konuşmayı her zaman yapabiliriz.

Wir führten ein langes Gespräch.

Uzunca bir konuşma yaptık.

Click to see more example sentences
führen yol

Ein kleiner Knabe wird sie führen.

Küçük bir çocuk yol gösterecek onlara.

Du sagtest: "Ein kleiner Knabe wird sie führen.

Küçük bir çocuk yol gösterecek onlara," dedin.

Dies führte zu einem massiven Anstieg betrügerischer Kreditvergaben.

Bu da yıkıcı kredilendirmenin çok artmasına yol açtı.

Click to see more example sentences
führen çıkmak

Wohin führen diese Türen?

Bu kapılar nereye çıkıyor?

Wohin führen diese Stufen?

Bu basamaklar nereye çıkıyor?.

Alle Wege führen nach Rouge!

Tüm yollar Rouge'a çıkar!

Click to see more example sentences
führen yönlendirmek

Wer wird uns führen? Jackson?

Kim bizi yönlendirecek, Jackson m?

Warum würde uns Neal dorthin führen?

Neal bizi neden oraya yönlendirdi?

Alles hat hierher geführt!

Her şey buraya yönlendiriyordu!

Click to see more example sentences
führen açmak

Angst und Verwirrung führten zur Panik.

Korku ve şaşkınlık, paniğe yol açtı.

Dies führte zu einem massiven Anstieg betrügerischer Kreditvergaben.

Bu da yıkıcı kredilendirmenin çok artmasına yol açtı.

Tektonische Verlagerungen führten zum Bruch.

Tektonik kaymalar bir yırtılmaya yol açtı.

Click to see more example sentences
führen tutmak

Sie werden ein Traumtagebuch führen.

Bir rüya günlüğü tutacaksın.

Isabella hat ein Tagebuch geführt

Isabella bir günlük tutmuş.

Anscheinend hat Mr. Norcut Buch geführt.

Görünüşe göre Bay Norcut kayıt tutuyormuş.

Click to see more example sentences
führen sürdürmek

Während das ausgedürrte Los Angeles in quälender Hitze schmachtet,. .führen Drogenbarone Straßenkrieg.

Uyuşturucu çeteleri ile polis arasındaki sokak çatışmalarının şiddetle sürdüğü Los Angeles'dan sesleniyoruz.

Im Stateville-Sanatorium führen sie diese Endorphin-Experimente durch.

Stateville Şifa Yurdunda süren endorfin araştırmaları var.

Es ist schwer, ein ehrliches Leben zu führen.

Dürüst bir hayat sürmek zor, değil mi?

Click to see more example sentences
führen gerçekleştirmek

Wir führen eine richtige Beziehung.

Gerçek bir ilişkimiz olabilir.

Eine wohlüberlegte, tatsachenbezogene Debatte, die uns in eine bessere Richtung geführt hätte.

Aklıselim, gerçeklerle desteklenen bir tartışma bizi çok daha iyi bir yere taşıyacaktır.

Deine nächste Reise könnte zu einer bleibenden unverwirklichten Realität führen.

Bir sonraki seyahatin seni kalıcı bir kalıcı bir gerçekleşmemiş gerçeğe götürebilir.

Click to see more example sentences
führen rehberlik

Mr. Jake, könnten Sie uns führen?

Bay Jake, bize rehberlik eder misiniz?

Und deshalb wirst Du uns führen.

Bu yüzden bize rehberlik edeceksin.

Auf Catherine und JT schießen, uns zu Espinosa führen

Catherine ve JT'ye ateş etmek Espinosa konusunda rehberlik etmek.

Click to see more example sentences
führen yol göstermek

Ein kleiner Knabe wird sie führen.

Küçük bir çocuk yol gösterecek onlara.

Du sagtest: "Ein kleiner Knabe wird sie führen.

Küçük bir çocuk yol gösterecek onlara," dedin.

Ein Junge. Ein kleiner Junge wird dich zu ihm führen.

Bir oğlan genç bir oğlan çocuğu sana yol gösterecek.

führen yönetmek

Wer soll Regie führen, Turtle?

Kim yönetecek, Turtle mı?

Heerführer Bandari möchte den ersten Angriff führen.

General Bandari, ilk saldırıyı yönetmek istiyormuş.

Um eine Bande zu führen, muss man klug sein.

Bir çeteyi yönetmek için akıllı olmak gerekir.

führen kullanmak

Fats führte ein ausschweifendes Leben.

Fats kiliseyi eğitim alanı olarak kullanmıştı.

Jetzt führen Sie Automatik-Waffen vor.

Şimdi otomatik silah kullanılışını gösteriyor.

führen sonuç

Wir wollten dasselbe, aber es führte in eine Katastrophe.

Biz de aynısını istedik ama sonuç felaket oldu.

Ungestörte Forschungen führen zu Ergebnissen.

Sonuçlara ulaşmamızı kesintisiz araştırmalar sağlıyor.

führen rehberlik etmek

Auf Catherine und JT schießen, uns zu Espinosa führen

Catherine ve JT'ye ateş etmek Espinosa konusunda rehberlik etmek.

führen yürütmek

Diego will dich führen.

Diego seni yürütmek istiyor.

führen çalıştırmak

Wir führen Reparaturen durch, aber ein weiterer Sturm naht.

Onarımları bitirmeye çalışıyoruz, ama bir fırtına daha yaklaşıyor.