greifbarer

Endlich ein greifbarer Beweis.

Nihayet elle tutulur bir kanıt.

Wir müssen ihnen etwas Greifbares geben.

Evet. Onlara somut bir şeyler vermeliyiz.

Es gibt etwas, was ich auch anstrebe, das keinen greifbaren Wert hat, aber für mich kostbarer ist.

Ayrıca istediğim bir şey daha var, maddi bir değeri yok ama benim için daha kıymetli.

Das sind echte, greifbare Ergebnisse.

Bunlar gerçek ve somut sonuçlar.

Das nicht Greifbare, das aus einer Suchmaschine eine Veränderungsmaschine machte.

Bir arama motorunu bir değişim rüzgarına çeviren elle tutulamayan şeyden bahsediyorum.

Unser Erlöser erscheint in einer greifbaren Präsenz.

Kurtarıcımız bu kez somut bir varlığa bürünüyor.

Ich sehe nicht greifbare Dinge.

Ben manevi şeyleri görebiliyorum.