oberen

Ober, ich hätte gerne ein Glas Wasser, bitte.

Garson, bir bardak su alabilir miyim lütfen?

Wir haben eine sehr glückliche obere Nachbarin.

Çok mutlu bir üst komşumuz var artık.

Außenministerium, Oberster Gerichtshof, wer weiß?

Dışişleri Bakanlığı, Yüce Divan, kim bilir?

Obere Etage, südwestliche Ecke.

Üst kat, güneybatı yönünde.

Ich denke, Nummer drei. Oberer Reihe.

Sanırım üst satırdaki üç numarayı.

Diese Brücke ist oberste Priorität.

Bu köprü bizim en önemli önceliğimiz.

Obere Schublade rechts.

Sağdaki üst çekmecede.

Rechte obere Schublade.

Sağ üst çekmecede.

Sie ist deren oberster Ressortleiter.

Onların en üst düzey muhabiri.

Obere rechte Ecke.

Şağ üst köşesinde.