German-Turkish translations for schön:

güzel güzel, güzel · çoktan · iyi · hoş · harika · daha · bile · yakışıklı · şimdiden · Hava · önceden · muhteşem · temiz · zaten · şaşırtıcı · harikulade · çekici · artık · dilber · other translations

schön güzel güzel, güzel

Ist wirklich schön, dich wiederzusehen.

Seni tekrar görmek gerçekten çok güzel.

War's ein schöner oder schlimmer Traum?

Güzel bir rüya mıydı yoksa kötü mü?

Schöne, große, runde Titten.

Güzel, büyük ve yuvarlak memeler.

Click to see more example sentences
schön çoktan

Ist wirklich schön, dich wiederzusehen.

Seni tekrar görmek gerçekten çok güzel.

Danke schön, danke schön.

Çok sağol, çok sağol.

Wie schön, Sie wiederzusehen, es ist lange her!

Sizi tekrar görmek ne güzel. Çok uzun zaman oldu!

Click to see more example sentences
schön iyi

Schön, eine gute christliche Gemeinde anzutreffen.

İyi bir Hıristiyan cemaatiyle karşılaşmak çok güzel.

Schöne Feiertage, Bruder.

İyi bayramlar birader.

Gute Nacht, meine schöne Heather.

İyi geceler, güzel Heather'ım.

Click to see more example sentences
schön hoş

Sehr schön. Willkommen bei Barrys wahnsinnigem Büffet.

Güzel, Barry'nin açık büfesine hoş geldiniz.

Kerzen sind schön.

Mumlar çok hoş.

Wenn ich das sagen darf, Mrs. Hurst, der Bowle-Fleck ist sehr schön getrocknet.

İzninizle bir şey söyleyebilir miyim Bayan Hurst? Meyve kokteyli lekesi kuruyunca çok hoş oldu.

Click to see more example sentences
schön harika

Wir hatten auch eine schöne Zeit.

Biz de harika zaman geçirdik.

Du hast eine herausragende Karriere, eine schöne Verlobte, einen tollen Sohn.

Olağanüstü bir kariyerin, güzel bir nişanlın, harika bir oğlun var.

So ein schönes Geschenk.

Ne kadar harika bir hediye!

Click to see more example sentences
schön daha

Wir haben noch eine schöne Flasche Cognac für später.

Daha sonra içmek için güzel bir konyağım var.

Ich kenne einen schöneren Steg.

Daha güzel bir iskele biliyorum.

Ich hatte noch nie so etwas Schönes gesehen.

Daha önce hiç bu kadar güzel bir şey görmemiştim.

Click to see more example sentences
schön bile

Wisst ihr wer schöne Blumen versendet, französische Tulpen?

Bu güzel çiçekleri, Fransız Lalerini kimin gönderdiğini biliyor musun?

Eine schöne Sitte. Aber Gast? Er ist ein Gefangener.

Güzel bir Yunan gelenegi ama o hapiste, ama bilmiyor.

WeiBt du, Carol, du hast sehr schöne Haare.

Biliyor musun Carol, çok güzel saçların var.

Click to see more example sentences
schön yakışıklı

Ein schönes Geschenk für einen schönen Jungen.

Yakışıklı oğlan için güzel bir hediye.

Schön, aber einfallslos.

Yakışıklı ama sünepe.

Ein reicher und schöner Mann.

Zengin ve yakışıklı bir adam olacak.

Click to see more example sentences
schön şimdiden

Eine Dusche wäre jetzt schön.

Bir duş iyi giderdi şimdi.

Du bist doch eine sehr schöne Frau.

Şimdi, sen çok güzel bir kadınsın.

Nun wird mir meine schöne Assistentin eine normale Kanne Milch geben.

Şimdi de güzel asistanım bana sıradan bir sürahi süt verecek.

Click to see more example sentences
schön Hava

Heute ist das Wetter nicht so schön, aber morgen wird es besser.

Bugün hava çok güzel değil, ama yarın daha iyi olacak.

Es ist schön draußen.

Dışarıda hava çok güzel.

Schönes Wetter für ein Picknick.

Piknik için çok güzel hava.

Click to see more example sentences
schön önceden

Erst einmal ein schönes Lächeln.

Önce kocaman bir gülücük istiyorum.

Ich hatte noch nie so etwas Schönes gesehen.

Daha önce hiç bu kadar güzel bir şey görmemiştim.

Aber zuerst, werde ich dir ein schönes warmes Bad einlassen.

Ama önce sana güzel, sıcak bir banyo sefası çektireceğim.

Click to see more example sentences
schön muhteşem

Schauen Sie, wie schön dieses Kleid ist.

Bakın bu elbise ne kadar muhteşem.

Nein. Ich auch nicht, aber das hier ist richtig schön, oder?

Ben de, ama bu muhteşem bir şey olacak, değil mi?

Du wirst die schönste Lady sein auf der Osternparade

Sen en muhteşem hanım olacaksın, Paskalya töreninde.

Click to see more example sentences
schön temiz

Schönes, sauberes Meer haben Sie hier!

Güzel, temiz bir okyanusunuz var.

Rein wie die Sonne, schön wie der Mond! Und ich weiß, wer dieses Mädchen ist.

Güneş gibi temiz, ay gibi güzel, bu kız da kim, ben bilirim.

Das Wetter ist schön und die Luft rein.

Hava koşulları güzel. Hava hoş ve temiz.

Click to see more example sentences
schön zaten

Na schön hab eh einen Club-Auftritt in Philadelphia.

İyi zaten Philly'deki bir kulüple randevum vardı.

Ich bin bereits schön, also

Ben zaten güzel olduğum için

Schön, ich weiß das.

Bunu ben zaten biliyorum.

Click to see more example sentences
schön şaşırtıcı

Ich fand sie überraschenderweise schön.

Ben orayı şaşırtıcı derecede güzel buldum.

Es ist schön, aber nicht so erstaunlich.

Güzel ama o kadar da şaşırtıcı değil.

Ja, weil du eine atemberaubend schöne Frau bist.

Evet çünkü sen şaşırtıcı derecede güzel bir kadınsın.

schön harikulade

Was für eine schöne Melodie.

Ne harikulade bir melodi.

Eine schöne Leinwand, Meister Phineus.

Bu harikulade bir tuval Üstat Phineus.

schön çekici

Es gibt hier einen Arzt, der mich schön und interessant findet.

Burada bir doktor var. Beni güzel ve ilgi çekici buluyor.

schön artık

Jetzt ist hier alles so schön.

Artık burada her şey yolunda.

schön dilber

Und du Schöne Meine schöne Esmeralda

Sen tatlı Esmeralda dilber Esmeralda.