German-Turkish translations for sein:

-dir · olmak · onun · var · edilmek · kendi · bulunmak · var olmak · oluş · varlık · değmek · varolmak · other translations

sein -dir

Alle Verteidigungs-Führungspersonen werden hier sein mindestens zwei Dutzend hochrangige Ziele.

Tüm Savunma Bakanları burada olacak. En az iki düzine değerli hedef olacak.

Vielen Dank für ihre Gastfreundschaft.

Misafirperverliğiniz için teşekkür ederim.

Ich möchte tatsächlich ehrlich sein.

Ben gerçekten dürüst olmak istiyorum.

Click to see more example sentences
sein olmak

Alle Verteidigungs-Führungspersonen werden hier sein mindestens zwei Dutzend hochrangige Ziele.

Tüm Savunma Bakanları burada olacak. En az iki düzine değerli hedef olacak.

Wir werden hier sehr glücklich sein.

Oh, Burada çok mutlu olacağız.

Muss ein neuer Patient sein.

Yeni bir hasta olmalı.

Click to see more example sentences
sein onun

Sie müssen unseren Leuten einen Knochen zuwerfen, sonst könnten Sie sie entgültig verlieren.

Bizim insanlara bir kemik atmalısınız yoksa onları sonsuza dek kaybedeceksiniz.

Ich habe gerade sein Leben gerettet.

Az önce onun hayatını kurtardım.

Sie ist immerhin meine Stiefmutter.

O herşeye rağmen benim üvey annem.

Click to see more example sentences
sein var

Ich habe eine Idee, aber dazu brauche ich Ihre Hilfe.

Tamam, bir fikrim var, ama yardımına ihtiyacım var,

Dein Vater hatte eine Schwäche für schöne, starke Frauen.

Babanın güzel, güçlü kadınlara karşı bir zaafı vardı.

Ich brauche Ihre Hände dafür.

Bunun için ellerinize ihtiyacım var.

Click to see more example sentences
sein edilmek

Sie können Ihre Karriere zehn Jahre fortführen, zehn Jahre perfekter, unvergänglicher Schönheit.

Kariyerine on yıl daha devam edebilirsin. On yıl mükemmel, değişmeyen bir güzellik.

Ich hasse meine Schwester.

Kız kardeşimden nefret ediyorum.

Sie vernichten unsere Büffelherden.

Tüm bufalolarımızı yok ediyorlar

Click to see more example sentences
sein kendi

Meine Entdeckung, ein chirurgisches Laserbohrgerät, macht ein neues Lobotomie-Verfahren möglich,

Kendi keşfim olan lazerli bir matkap Lobotomide yeni bir tekniğe kapı açıyor.

Vielleicht werde ich meine wieder heraussuchen.

Belki ben de kendime yaptırmalıyım o zaman.

Ich treffe meine eigenen Entscheidungen, John.

Kendi kararlarımı kendim veririm John.

Click to see more example sentences
sein bulunmak

Wir suchen einen Heiler für unseren verletzten Freund, christlicher Mönch.

Yaralı bir arkadaşımız için bir şifacı bulmalıyız, Hıristiyan keşiş.

Ich habe auch eine mögliche Erklärung für ihre Amnesie.

Hafıza kaybı için de bir açıklama bulmuş olabilirim.

Wir haben dieses Plektron in seinem Auto gefunden, was, denkst du also, ist in dem Gitarrenkoffer?

Bu gitar penasını onun arabasında bulduk. Sence o gitar kılıfının içinde ne var?

Click to see more example sentences
sein var olmak

Ich habe fantastische Neuigkeiten, zumindest für meine Patienten.

Harika haberlerim var. En azından hastalarım için harika olduğunu düşünüyorum.

Es gibt ein Problem, Arschloch, ein Mordsproblem, denn Ihre Brüder haben Scheiße gebaut!

Bir problem var, pislik. Lanet olası bir problem var, çünkü senin kankaların işi batırdı.

Ich habe einen Vorstand und mein Sohn will die Führungskraft eines Aluminium Unternehmens sein.

Yönetim kurulu var. Ve oğlum bir alüminyum şirketinde yönetici olmak istiyor.

Click to see more example sentences
sein oluş

Ihre Berühmtheit und politischen Beziehungen waren eine unwiderstehliche Kombination.

Sizin ününüz ve politik bağlantılarınız karşı konulamaz bir birleşim oluşturuyordu.

Durch die Netzunterbrechung legten die Romulaner eine Resttachyonsignatur um ihre Schiffe.

Ağı bozmak adına, Romulanlar gemilerinin çevresinde bir tachyon işareti oluşturmuş olabilirler.

Das Kaziri ist auch eine Verknüpfung von Archenhirnfragmenten, genau wie das Ego-Gerät in meinem Genick.

Kaziri de tıpkı ensemdeki EGO implantı gibi kemerbeyin parçalarının bir araya gelmesinden oluşuyor.

Click to see more example sentences
sein varlık

Vielleicht finde ich deine Gegenwart beruhigend.

Belki de varlığın bana güven veriyor.

Nichtsdestotrotz fasziniert mich deine Anwesenheit.

Yine de, varlığın beni heyecanlandırıyor.

Ihre Anwesenheit ist gefährlicher.

Senin varlığın daha tehlikeli.

Click to see more example sentences
sein değmek

Eine einzelne Strähne meines Haars ist Millionen wert.

Saçımın tek bir teli bile milyonlara değer.

Ihre Zurückhaltung ist lobenswert.

Kendini tutman övgüye değer.

Aber ich mache das schon sehr lange und ich würde deine Geduld sehr begrüßen und schätzen.

Ama yapıyor çok uzun bir süre bu ve ben gerçekten takdir ediyorum ve sabır değer.

Click to see more example sentences
sein varolmak

Sie bezeugt materielles Sein.

Maddenin varoluşuna kanıt olur.