German-Turkish translations for stehen:

yazmak · olmak · duracak, durmak · ayak · kalmak · yer · kalkmak · karşı · ayakta durmak · bulunmak · uymak · yakışmak · yazılı olmak · stand · stant · other translations

stehen yazmak

Hier steht nichts drin.

Burada hiçbir şey yazmıyor.

Da steht, "Helft uns".

Bize yardım edin" yazıyor.

Hier steht, dass sie morgen Abend eine Spendenauktion veranstalten.

Burada yarın gece bir bağış müzayedesi yapılacağı yazıyor.

Click to see more example sentences
stehen olmak

Hier steht, Sie sind Deserteur.

Burada asker kaçağı olduğun yazıyor.

Sie bleiben da stehen, klar?

Olduğun yerde kal, tamam mı?

Lois, Peter, bleibt sofort stehen.

Lois, Peter. Olduğunuz yerde kalın.

Click to see more example sentences
stehen duracak, durmak

Bleib stehen, oder ich schieße!

Dur yoksa ateş edeceğim!

Frauen, bleibt stehen!

Kadınlar, Durun orada!

Norman, bleib stehen.

Norman, dur dedim!

Click to see more example sentences
stehen ayak

Aber eine Wand steht noch.

Ama hala bir duvarı ayakta.

Er kann weder stehen noch ein Schwert halten.

Bir daha ne ayakta durabilir ne de kılıç tutabilir.

Und jetzt schläfst du im Stehen wie ein Pferd.

Şimdi de bir at gibi ayakta uyuyorsun.

Click to see more example sentences
stehen kalmak

Garaks Körper steht unter schwerem Schock.

Garak'ın vücudu ağır bir şoka maruz kaldı.

Bleibt stehen, Jungs.

Ayakta kalın beyler.

Bleib stehen, John.

Yerinde kal, John.

Click to see more example sentences
stehen yer

Sie haben hier überall Computer stehen.

Burada her yerde bilgisayar var.

Hey! Bleiben Sie stehen!

Hey olduğun yerde kal.

Bleib sofort stehen, Roy!

Olduğun yerde kal, Roy.

Click to see more example sentences
stehen kalkmak

Mister Sergio Dominguez, stehen Sie bitte auf.

Bay Sergio Dominguez, lütfen, ayağa kalkın.

Stehen Sie auf und Hände hoch.

Ayağa kalk ve ellerini havaya kaldır.

Dann bitte, Mr. Hoover, stehen Sie auf.

O zaman Bay Hoover, lütfen kalkın.

Click to see more example sentences
stehen karşı

Sie stehen einer modern ausgerüsteten Armee gegenüber und kämpfen trotzdem.

Modern, donanımlı bir ordu ile karşı karşıyalar, ve yine savaşıyorlar.

Und nun stehen sie der Abschiebung gegeüber.

Ve şu anda da sınırdışı edilmekle karşı karşıyalar.

Also steht Ihr Wort gegen Seins?

Bu yüzden onun karşı kelime?

Click to see more example sentences
stehen ayakta durmak

Er kann kaum stehen.

Zar zor ayakta duruyor.

Berlin steht in seiner alten Pracht!

Berlin eski ihtişamıyla ayakta duruyor.

Nun, Dr. Fleurot hält alles außer Sitzen und Stehen für Turnen.

Dr. Floreau da oturmak ve ayakta durmak dışında her şeyi spordan sayıyor.

Click to see more example sentences
stehen bulunmak

Da steht's ein Lyriktreffen.

Burada yazıyor. Bir şiir buluşması.

In eurem Leitfaden stehen Jahresgehalt, Arbeitsbedingungen und

Yıllık maaşını, çalışma şartlarını ve kazancını bulacaksınız.

Wie steht's mit Largo?

Largo hakkında ne buldun?

Click to see more example sentences
stehen uymak

Und jetzt schläfst du im Stehen wie ein Pferd.

Şimdi de bir at gibi ayakta uyuyorsun.

Das steht dir!

Bu sana uyuyor.

Das Wetter steht dir.

Bu hava sana uyuyor.

Click to see more example sentences
stehen yakışmak

Ein Bastrock würde Ihnen gut stehen.

Hadi, ottan etek sana çok yakışır.

Blau steht mir so gut.

Mavi bana çok yakışır.

Pink steht mir ausgezeichnet.

Pembe bana çok yakışır.

Click to see more example sentences
stehen yazılı olmak

Ich glaube, es steht geschrieben.

Ben Ben öyle yazılı olduğunu düşünüyorum.

In ein paar Monaten steht sein Name in Leuchtbuchstaben am Broadway.

Bir kaç ay sonra, ismi neon ışıklarda Broadway'de yazılı olacak.

stehen stand

Can't Hardly Stand It".

Can't Hardly Stand It.

Strip Club, Takko Stand.

Striptiz kulübü, Taco Stand'i.

stehen stant

Bei der Mason-Dixon-Musikhalle gibt es einen Stand.

Mason-Dixon Müzikhol'ünün yanında bir stant var.