treibt

Für mich würde Kapitulation heißen, diesen Trieben nachzugeben.

Benim için teslim olma, bu dürtülere boyun eğmektir.

Treiben diese Länder herum, oder sind sie unten verankert?

Bu ülkeler sürükleniyorlar yoksa demir mi almışlar?

Ich treibe Schwarzhandel.

Karaborsa işi yapıyordum.

Da treibt ein Floß!

Hey, orada bir sal var!

Eine höhere Macht trieb mich an.

Yüksek bir güç beni yönlendiriyordu.

Er muss irgendwas treiben, oder?

Bir şeyler yapıyor olmalı değil mi?

Aber Webb treibt immer noch da draußen irgendwo herum.

Ama Webb hala orada bir yerde, sürükleniyor.

Treibt dich Reinlichkeitsfreak Nikki in den Wahnsinn?

Seni özledim. Titizlik delisi Nikki seni çıldırtıyor mu?

Anscheinend treibt ein Psychopath in Mystic Falls sein Unwesen.

Görünüşe göre Mystic Falls'da dolaşan bir psikopat varmış.

Lady Mary und der Türke treiben es und dann stirbt der Türke.

Leydi Mary ve Türk o işi yapıyorlar ve sonra Türk ölüyor.