unbedeutendes

Sie untersuchen ein sehr unbedeutendes Stück eines viel größeren Puzzles.

Çok büyük bir bulmacanın çok önemsiz parçasını soruşturuyorsun.

Wir sind unbedeutend.

Biz küçük insanlarız.

Aber ich weiß, dass Sie ein sehr unbedeutendes Stück eines viel größeren Puzzles untersuchen.

Yine de çok büyük bir bulmacanın çok önemsiz parçasını soruşturduğunu biliyorum.

Ein eher unbedeutender Geldgeber der Al-Qaeda.

El-Kaide'nin düşük seviyeli bir finansörü.

Nein, niemals, aber ich bin ein kleiner, unbedeutender Mann.

Hayır, asla ama ben ufak tefek ve sıradan bir adamım işte.

Dasselbe u-förmige Symbol, klein und unbedeutend.

Aynı u şekilli sembol, küçük ve önemsiz.

Marvin Fisk, unbedeutender Schadensanwalt.

Marvin Fisk, küçük davalar avukatı.

Fühlst du dich dadurch klein und unbedeutend?

Kendini küçük ve önemsiz hissettirmedi mi?

Ihr Menschen seid so unbedeutend und winzig.

Siz insanlar çok küçük ve dar kafalısınız.

Ich habe Höhenangst und führe ein unbedeutendes Leben.

Yüksekten korkarım, ve sıradan bir hayat sürmekten.