çıkıntısı

Hayır sadece biraz rüzgarrüzgar var biraz da şu çıkıntıya doğru yağmur var.

No but there's only a little wind a little rain toward the Cape.

Belirgin alın çıkıntısı ve eğimli ön kemik kurbanın Kafkasyalı bir erkek olduğunu gösteriyor.

The prominent brow ridge and the slanted frontal bone indicate the victim is a Caucasian male.

Bu aptal çıkıntı bana çok paraya mal oluyor.

This stupid bump is costing me much money.

Bir bilardo topu kadar pürüzsüz bir şeyin bile minik yarıkları, çıkıntıları ve boşlukları vardır.

Even something as smooth as a pool ball has tiny crevices, wrinkles and voids.

Tek başına bu volkanik çıkıntı bir çeşit evrimsel başkalık yuvası.

'It's this single volcanic outcrop, 'a kind of nursery of evolutionary difference.

Her neyse, tüm ilişkilerin çıkıntıları vardır.

Anyway, all relationships have bumps.

Bu bir kanat çıkıntısı, ona kök veya kanat çıkıntısı diyelim.

This is a wing stub, call it a phalange or a wing stub.

Lütfen, lütfen dur, bende Kaval Çıkıntısı var!

Please, please stop, i got shin splints!

Buz kristalleri her çıkıntıda elmas gibi büyüyor.

Ice crystals grow like diamonds on every twig.

Ben Kont Crotchula, çıkıntılı vampir.

I'm Count Crotchula,the bulging vampire.