Turkish-English translations for çoktan:

long · already · long ago · long time ago · a long time ago · for a long time · other translations

çoktan long

Bak,.. sana söylemem gereken bir şey var ve bunu sana çok uzun zaman önce söylemeliydim.

Look, there's something I need to tell you, and I should have told you a long time ago.

Şey, bu çok uzun zaman önceydi.

Well, that was a long time ago.

Şey, ama bu çok uzun zaman önceydi.

Well but it was so long ago.

Click to see more example sentences
çoktan already

Baban gidemez çünkü onun gerçek bir işi var ama ben çoktan evet dedim bile.

Well, your dad can't make it because he has a real job, but I already said yes.

Teklif için çok sağ ol ama aslında annen bana parayı verdi bile.

I appreciate the offer, but actually your mother already gave me the money.

Ben çoktan aradım.

I already called.

Click to see more example sentences
çoktan long ago

Bak,.. sana söylemem gereken bir şey var ve bunu sana çok uzun zaman önce söylemeliydim.

Look, there's something I need to tell you, and I should have told you a long time ago.

Hayır, bu çok uzun zaman önceydi.

No, it was a long time ago.

Çok uzun zaman oldu, değil mi?

A very long time ago, right?

Click to see more example sentences
çoktan long time ago

Bak,.. sana söylemem gereken bir şey var ve bunu sana çok uzun zaman önce söylemeliydim.

Look, there's something I need to tell you, and I should have told you a long time ago.

Yani bütün bunlar çok uzun zaman önce oldu.

So all this happened a long time ago.

Çok uzun zaman önce birşeyler olmuş.

Something that happened a long time ago?

Click to see more example sentences
çoktan a long time ago

Bak,.. sana söylemem gereken bir şey var ve bunu sana çok uzun zaman önce söylemeliydim.

Look, there's something I need to tell you, and I should have told you a long time ago.

Evet, ama bu çok uzun zaman önceydi.

Yeah, that was a long time ago.

Benim kardeşim çok uzun zaman önce öldü.

My brother died a long time ago.

Click to see more example sentences
çoktan for a long time

Ben olmuş bir kadın değilim Bu anı bekliyor çok uzun bir süre için.

I'm a woman who has been waiting for this moment for a very long time.

Bu işi çok uzun bir süredir yapıyorum arkadaşım.

I've been doing this for a long time, my friend.

Bu anlaşmanın bir parçası ve çok ama çok uzun bir süredir onun içindeydi.

It's part of the deal, and it's been in him for a long, long time.

Click to see more example sentences