Turkish-English translations for şey:

something · thing · anything · everything · doings, doing · well · res · stuff · shit · matter · question · business · case · concern · issue · object · downstairs · item · subject · product · affair · article · chose · bargain · entity · commodity · contraption · thingamajig · lark · aught · plummet · whatchamacallit · other translations

şey something

Bak,.. sana söylemem gereken bir şey var ve bunu sana çok uzun zaman önce söylemeliydim.

Look, there's something I need to tell you, and I should have told you a long time ago.

Bak, sana söylemem gereken bir şey var.

Look, there's something I've got to tell you.

Senin bana söylemek istediğin bir şey var mı?

Is there something you want me to say?

Click to see more example sentences
şey thing

Ve, dinle, bir şey daha var sana söylemem gereken, bir şey daha var.

And, listen, there's one more thing there's one more thing I have to tell you.

Evet, bu yeni bir şey değil.

Yeah, that's not a new thing.

Bu bu bana yardım edebilecek tek şey.

This is the only thing that can help me.

Click to see more example sentences
şey anything

Bu adam hakkında hiç bir şey bilmiyorsun ve o senin hakkında her şeyi biliyor.

You don't know anything about this man, and he knows everything there is to know about you.

Hiçbir şey için zaman yok.

There's no time for anything.

Bildiğin bir şey varsa söyle bana lütfen.

Please tell me if there's anything you know.

Click to see more example sentences
şey everything

Bu adam hakkında hiç bir şey bilmiyorsun ve o senin hakkında her şeyi biliyor.

You don't know anything about this man, and he knows everything there is to know about you.

Sana her şeyi verebilirim. Senden hiç bir şey istemiyorum.

I can give you everything, I don't want anything from you,

Senin için her şey neden bu kadar siyah beyaz olmak zorunda?

Why does everything have to be so black and white with you?

Click to see more example sentences
şey doings, doing

Sana yardım edebileceğim bir çok şey var, ve senin de bize yardım edebileceğin bir çok şey var.

There is so much that I can do to help you, and there's much that you can do to help us.

Onun için yapabileceğim bir şey var mı?

Is there anything I can do for her?

Evet, ama sen hiçbir şey yapmıyorsun, öyle değil mi?

Yeah, but you're not doing anything, are you?

Click to see more example sentences
şey well

Şey evet Hayır Evet Benim için de iyi değil, senin için de iyi değil.

Well, yes, no, yes It's not good for me. It's not good for you.

Şey Bence bu iyi bir fikir değil.

Well, I don't think that's a good idea.

Bu da bir şeydir, değil mi?

Well, that's something, isn't it?

Click to see more example sentences
şey res

Nasıl bir adamla olabilir Sen tüm ilgili çok şey ile ilgili bir sorun var olduğunu?

How can you be with a guy that's got a problem with the very thing you're all about?

Doğru şeyi yapıyoruz, değil mi?

We're doing the right thing, right?

Sen hiçbir şey yapmıyorsun, tamam mı?

No, you're not doing anything, okay?

Click to see more example sentences
şey stuff

Bir şeyler oldu, bu öğleden sonra başka şeyler oldu, bu yüzden yarın yaparız, mesele değil yani.

Stuff, other stuff happened this afternoon, so We can do it tomorrow, it's not a problem.

Ama evet, iyi şeyler var.

But yeah, I got good stuff.

Hala elinde bir şeyler var mı?

Do you still have some stuff?

Click to see more example sentences
şey shit

Ben senin için her şeyi yaparım, ama sen hiçbir şey yapmıyorsun.

I can do everything for you, but you won't do shit for me.

Bu mükemmel bir şey, dostum.

This shit is perfect, man.

Bir şey mi söylemek istiyorsun, şişko Dave?

You wanna say some shit, fat Dave? Fuck you!

Click to see more example sentences
şey matter

Ben sadece senin mutlu olmanı istiyorum. Ve eğer o oğlan seni mutlu ediyorsa, benim için önemli olan tek şey bu.

I just want you to be happy, and if that boy makes you happy, then that's all that matters to me.

Önemli olan tek şey senin bir vampir avcısı olman ve onun da vampir olması.

All that matters is that you're a vampire hunter and he's a vampire.

Olan olmuş. Burada önemli olan tek şey şu anda ne olduğumuz ve ne yaptığımız.

The only thing that matters here is what we are now and what we do now.

Click to see more example sentences
şey question

Bu biraz aptalca bir soru ama onun doğum gününde özel bir şey yapmak ister misin?

You know, this might sound like A stupid question, but do you wanna do something special On her birthday?

Şey Sana sen ve Mary Margaret hakkında bir soru sorabilir miyim?

Look, uh can I ask you a question about you and Mary Margaret?

Hey, Jake. Sana bir şey sorabilir miyim?

Hey, Jake, can I ask you a question?

Click to see more example sentences
şey business

Yani, başka bir şey istersen eğer, bu için kötü olurdu.

Well, if you wanted something else, that would be really bad for business.

İş veya başka bir şey konuşmak istiyor.

He wants to talk business or something.

Çünkü bu çeşit şeyler işin için iyi değil.

Because that sort of thing isn't good for business.

Click to see more example sentences
şey case

Biliyorsun, bu dava hakkında fazla şey bilmiyorum ama emin olduğum bir şey var.

You know, I don't know about this case, but I do know one thing for sure.

Şey, ben, cidden meşgulüm ve bu dava cidden önemli bir dava.

Um, just, I'm really busy, and this case is, it's a big case.

Şey, bu zor bir dava patron.

Well, it's a hard case, boss.

Click to see more example sentences
şey concern

Orada seni ilgilendiren hiçbir şey yok.

There is nothing to concern you there.

Şey Düşündüğünüz için teşekkür ederim memur bey.

Well, thank you for your concern, Officer,

Beni ilgilendiren bir şey var.

There's something that concerns me.

Click to see more example sentences
şey issue

Bana bir şey söylemek istiyordun. Önemli bir mesele demiştin.

You said you wanted to tell me something an important issue

Bu ciddi bir konu, Eric, senin yaptığın şey de çok kırıcı.

This is a serious issue, Eric. What you're doing is very offensive.

Çok önemli bir şey değil ama

It's not a major issue, but

Click to see more example sentences
şey object

Bu konuda hiçbir şey bilmiyor onun için tamamen objektif olacak.

He doesn't know anything about it, so he'll be completely objective.

Ama bu öyle bir şey ki, bilirsin, biz, biliyorsun, her şeyi konuşmalıyız. Çünkü eğer herhangi bir itirazın varsa, tabi ki

But it's something that, you know, we, you know, all should discuss, because if you have any objections, of course

Hayır, esas nesne diye bir şey yok.

No, no. There's no prime object.

Click to see more example sentences
şey downstairs

Aşağıda hiçbir şey olmamış gibi davranıyor, daha da önemlisi, adamla zaten evli.

She's downstairs acting as if nothing happened, and more importantly, she already married the guy.

Her şeyi aşağıdaki o üç kişi için yaptım.

Everything I do is for those three people downstairs.

Aşağıda her şey harika görünüyor.

Oh, um everything looks great downstairs.

Click to see more example sentences
şey item

Bir şey yanlış, Nazi nükleer projesi ile ilgili tek bir madde bile yok.

One thing is wrong, there is not a single item related to the Nazi nuclear project.

Neden bu adamlar bu gizli şeyi taşıyorlar?

Why would these guys carry away this secret item?

Coulson, Hartley nesneyi aldı ama o şey ona saldırıyor.

Coulson, Hartley has the item, but it's attacking her.

Click to see more example sentences
şey subject

Çavuş, bu konuya eklemek istediğiniz herhangi bir şey var mı?

Sergeant, you have anything to add to this subject?

Bu konu hakkında oldukça çok şey biliyoruz.

We know quite a lot about that subject.

İyi bir anne olmak öznel bir şeydir.

Being a good mother is a subjective thing.

Click to see more example sentences
şey product

Bay Wood film yapım sanatı hakkında hiçbir şey biliyor musunuz?

Mr Wood, do you know anything about the art of film production?

Ayrıca geleneksel Afrika şifa ürünleri hakkında çok şey biliyorum.

I also know a lot about traditional African healing products.

Ama üretken olmak gibi, Bir şey yapmak zorunda gibi.

But I like being productive, I like having something to do.

Click to see more example sentences
şey affair

Bizim aramızdaki şey bundan çok daha fazlası. Basit bir ilişkiden çok daha fazlası.

What we have between us is so much more than that, more than a simple affair.

Bu bir ilişki ya da benzeri bir şey değil,.

It's not an affair, or anything like that.

Evlilik bağı bu kadar soğuk bir şey midir?

Is bond of marriage really such a cold affair?

Click to see more example sentences
şey article

Şey hakkında bir telefon geldi makale hakkında garip bir telefon.

I got a call about, um a weird call about the article.

Belki cinayet hakkında okuduğunuz bir yazı ya da televizyonda gördüğünüz bir şey.

Maybe you read an article on the murder or you saw something on TV.

Şey, belki de bu makale fikrini değiştirir.

Well, maybe this article will change her mind.

Click to see more example sentences
şey chose

Bu senin seçimin, aynı şey değil.

You chose that. It's not the same.

O kendi yolunu seçti. Biz yanlış bir şey yapmadık.

He chose his own path We've done nothing wrong.

Şey, en azından iyi bir poz seçmişler.

Well, at least they chose a good shot.

Click to see more example sentences
şey bargain

Bu yüzden sana bu kadar çok bilgi verdim, pazarlık yapabileceğim bir şey.

That's why I gave you so much information something to bargain with.

Sonra biz pazarlık bir şey olacak Ray-Ray ile para için.

Then we'll have nothing to bargain with Ray-Ray for the money.

Sonuçta pazarlık için elimde bir şeyler var.

Finally have something to bargain with.

Click to see more example sentences
şey entity

Çünkü görünmeyen bir şey, bir ruh, tarafından tecavüze uğradığını iddia ediyor.

Because she claims to have been raped by an invisible entity, a spirit being.

Bu şey, bu varlık, senin doğmamış ikizini ele geçirmeye çalıştı!

This thing, this entity, it tried to take hold of your unborn twin!

Kainatta bir şey ben olan bu varlığı seviyor.

Something in the universe loves the entity that is me.

Click to see more example sentences
şey commodity

Onur bu günlerde nadir bulunan bir şey.

Honor is a rare commodity these days.

Şey, ryan olmadan, bir Bilinmeyen bir emtia konum.

Thing is, without ryan, you're an unknown commodity.

Zaman nadir bulunan bir şeydir.

Time is hardly a rare commodity.

Click to see more example sentences
şey contraption

Bu metal şey beni şişman gösteriyor?

Does this big metal contraption make me look fat?

Bu aptal şey nasıl çalıştırılıyor?

How does this stupid contraption work?

Şey, bu akıllı bir zımbırtıya benziyor.

Well, this looks like a clever contraption.

şey thingamajig

Sevgili Sam bu tarihi ve adresi senin büyülü şeyinden buldum.

Dear Sam, I got this address and date "off your thingamajig,

Şu beynimsi şeyin yanındaki tümörümsü şeyi görüyor musun?

See that tumor-ish thingamajig near her "brainamabob"?

Bu şeyleri giymeyi unuttunuz Bay Conroy.

You forgot your thingamajigs, Mr. Conroy.

şey lark

Burada tarlakuşu kusmuğu hakkında hiçbir şey yazmıyor.

It doesn't say anything down here about larks' vomit!

Şarkı söylemez hiçbir şey Tarlakuşum bile

Nothing there sings, Not even my lark.

şey aught

Bir şey denedin mi?

Have you tried aught?

şey plummet

Umarım bu şey zemine çakılmaz.

I hope it doesn't plummet.

şey whatchamacallit

Elimizde dextroampheta-bir şey, moto-nebukimyasalşey, kafein hapları ve eski usül kahvemiz var.

We have dextroampheta-something, moto-whatchamacallit, caffeine pills, and good old-fashioned coffee.