Heybetli

Bunlar çok heybetli, çok etkileyici dağlar.

They're very majestic, very impressive mountains.

Sonra da onlardan biri için beni terk etti heybetli Marco.

Then she left me for one of them. The dreaded Marco.

Benim heybetli Kaptan Branson gibi bıyığı yok ama Bay Harker iyi bir adam ve beni seviyor.

He doesn't have a mustache like my gallant Captain Branson, but Mr. Harker's a good man and he loves me.

Adam Fransız, o çok heybetli biri.

He's a French guy, he's very majestic.

Ne heybetli bir avatar!

What a huge avatar!

Muhtemelen bu yüzden heybetli demiştir.

That's probably why he said solemn.

Hiçbir şey bir adamın son anları kadar heybetli olamaz.

Nothing's so solemn as a man's last moments.

Heybetli Moğol Ölüm Solucanı!

The formidable Mongolian Death Worm!

Yani gerçekten, büyük ve heybetli bir şekilde batıyorlar.

I mean really, really screwed-up in a monumental fashion.

Sun Quan çok mu heybetli?

Is Sun Quan really so fierce?