Turkish-English translations for açıkça:

open, openly · clear, clearly · obvious, obviously · public, publicly · plainly · exposed · directly · frank, frankly · bluntly · evident, evidently · fairly · four · explicit, explicitly · naturally · outspokenly · of course · distinctly · barely · understandably · definitely · outright · manifestly · expressly · straight out · flat, flatly · downright · sincerely · other translations

açıkça open, openly

İşte bu yüzden seni seviyorum, ve işte bu yüzden kapım her zaman sana açık olacak.

That's why I like you, and that's why my door is always open to you.

Gözlerini açık tut.

Keep your eyes open.

Bu pencere neden açık?

Why is that window open?

Click to see more example sentences
açıkça clear, clearly

Sanırım belki de bu benim hatam çünkü tam olarak ne istediğim konusunda açık değildim.

I think maybe this is my fault because maybe I wasn't clear about exactly what I want.

Daha açık olabilir mi?

Can it be more clear?

Evet, ama hava bugün açık.

Yeah, but it'll clear today.

Click to see more example sentences
açıkça obvious, obviously

Onun Chuck için ne kadar önemli olduğunu biliyorum. .ve o da benim önemli olduğumu biliyor açıkça.

I know how important she is to Chuck, and she knows how important I am to him, too, obviously.

Açıkça görünüyor ki bir sorunun var.

You obviously have a problem.

Çünkü bana pek açık değil.

Because it's not obvious to me.

Click to see more example sentences
açıkça public, publicly

Ama onun yerine, halka açık bir yere birini öldürmek için bir silah getirdin.

But instead, you brought a gun to a public place with the intention of murdering someone.

Önce kaç sinyali, sonra halka açık bir yerde buluşma.

First a run signal, then straight to a public meeting place.

Halka açık bir belge, değil mi?

It's public record, isn't it?

Click to see more example sentences
açıkça plainly

Senin için yeteri kadar açık mı?

Is that plain enough for you?

Hunter kendi seçimlerini yaptı, açık ve net.

Hunter made his own choices, plain and simple.

Ne açık bir cevap.

What a plain answer.

Click to see more example sentences
açıkça exposed

Burada daha açıkta, ama yaklaşan bir ayıyı görmek daha kolay.

It's more exposed up here, but it's easier to see an approaching bear.

Burada oldukça açıkta kaldık.

We're pretty exposed here.

Fundiswa Mhlanga MNU'nun yasadışı genetik araştırma programını açığa çıkarttığı için mahkemede tanıklık yapacak.

Fundiswa Mhlanga is currently awaiting trial for exposing MNU's illegal genetic research program.

Click to see more example sentences
açıkça directly

Ama direkt, açık ve tam bir savaş, daha değişik bir yaklaşım gerektirir.

But direct, open and total war requires a completely different approach.

Şimdi Bu pozisyonda kollarınızı ile, Sen açık kadar yavaş yavaş doğrudan geri yürümek.

Now with your arms in that position, slowly walk directly back until you're clear.

Hayır, Doktor, bu açık bir emir.

No, Doctor, that's a direct order.

Click to see more example sentences
açıkça frank, frankly

Ben de açık sözlüyümdür ve şimdi sana bir şey söyleyeceğim.

I'm a frank person, too, and I'll tell you something now.

Açık konuşursam, bu sokağı bu yüzden inşa ettim.

Frankly speaking, that's why I built this street.

Ve bana açıkça ne düşündüğünü söyle.

And tell me frankly what you think.

Click to see more example sentences
açıkça bluntly

Bak dostum, açık sözlü olduğum için üzgünüm ama hayatın tehlikede.

Look, man, I'm sorry for being blunt, but your life's in danger.

Bak, Patrick. Bu kadar açık sözlü olduğum için üzgünüm.

Look, Patrick, I'm sorry to be so blunt with you.

Ama ben açık sözlü olacağım.

But I'm gonna be blunt.

Click to see more example sentences
açıkça evident, evidently

Bu çok dokunaklı, ama halka açık bir yerdeki bu sohbet gösteriyor ki Binbaşı Carter bir güvenlik riski.

This is very touching, but this conversation in this public place. .is evidence that Major Carter is something of a security risk.

Ellerinde açıkça bir kanıt yok.

Evidence they clearly don't have.

David Palmer bu planın kanıtını açığa çıkardı.

David Palmer uncovered evidence of this plan.

Click to see more example sentences
açıkça fairly

Bu kızın çok açık bir teni var.

She has very fair skin, this girl.

Açık tenli bir adama benziyor. Sana yakın biri olabilir, bir koruyucu.

It looks like a fair-complected man, maybe someone close to you, a protector.

Sen çok açık tenli bir hanımsın.

You're a very fair-skinned lady.

Click to see more example sentences
açıkça four

Fantastik Dörtlü halka açık ama diğerleri Örümcek Adam ya da X-Men değiller.

The Fantastic Four are public, but others Spider-Man or The X-Men aren't.

Dört saat önce dedin ki her şey müzakereye açık.

Four hours ago, you said that everything was negotiable.

Dört gün sonra Adrian Grunewald'ın ağzı açık bulundu.

Four days later Adrian Grunwald, mouth found open.

Click to see more example sentences
açıkça explicit, explicitly

Aslında hayır. Açıkça değil ama düşündüm ki

Well, no, not explicitly, but, um, I just thought

Dr. List'in talimatları çok açıktı.

Dr. List's instructions were explicit

Harvey, bana açıkça söyledi

But Harvey explicitly told me

Click to see more example sentences
açıkça naturally

Bundan daha açık veya doğal bir şey olamaz.

There is nothing more obvious or natural than that.

Ve doğanın bir mal olduğu çok açık.

And it's very clear that nature is property.

Beyaz kumlu plajlar akıllıca canlandırılmış doğal çevre, her yanı açık araziler.

White sandy beaches, cleverly simulated natural environment, wide-open enclosures.

Click to see more example sentences
açıkça outspokenly

Yani, açık sözlü bir donanma amirali ile tartışmalı hikayeleri ile tanınan bir gazeteci ile konuşuyor.

So, an outspoken navy admiral is speaking with a journalist known for controversial stories.

Tamam, biraz açık sözlü biri olabilir, ama ben onu çok çekici buluyorum.

She might be a bit outspoken but I happen to find that very attractive.

Sadece sen biraz benim için fazla açık sözlüsün.

You're just a little bit too Outspoken for my taste.

Click to see more example sentences
açıkça of course

Tabii ki, kapımız sana her zaman açık.

Of course, our door is always open to you.

Tabii ki, o zaman açıkça ben yaptım.

Of course, so obviously I did it.

Evet elbette, oldukça açık.

Yes of course, quite obvious.

Click to see more example sentences
açıkça distinctly

Halbuki bugünkü tarama açıkça daha çok aktivite gösteriyor.

Whereas, today's scan shows distinctly more activity.

Onun beyin dalga kayıtları açıkça seninkinden daha farklı.

His brain waves register more distinctly than yours.

İzler insana ait ama koku açıkça hayvan kokusu.

Tracks were human, But the smell was distinctly animal.

Click to see more example sentences
açıkça barely

Ama telgraf göndermek, ne kadar açık bir iki yüzlülük.

But to send a telegram, such a bare faced hypocrisy.

Belki de aptal kalbini açığa çıkarmayandır.

Maybe foolish is not baring one's heart.

Ve göbeğini açık bırakan tişörtle mini etek giyiyor.

And a midriff-baring T-shirt and a miniskirt.

Click to see more example sentences
açıkça understandably

Bu, herkesin anlayabileceği, basit ve açık bir mesele.

It's a simple and obvious issue that everyone can understand.

Dinle. Bu konu tartışmaya açık değil. Tamam mı?

Listen, this isn't open for discussion, understand?

Kapım her zaman sevgi ve anlayışa açıktır.

My door's always open for love and understanding.

Click to see more example sentences
açıkça definitely

Sen o kadar açık ve o kadar tatlısın ki. .ve ayrıca açık olan bir şey var.

You're so open and sweet and there is a definite thing here. It's just

Bu çok açık bir ilerleme.

It's a definite improvement.

Ki uzun lafın kısası, açıklanabilir bir olaymış.

Which, long story short, was definitely explainable.

Click to see more example sentences
açıkça outright

Fakat ihmal suçlarını açık yalanlara tercih ederim, Dr. Lecter.

But I prefer sins of omission to outright lies, Dr. Lecter.

Benim işimi açıkça sana teklif etti?

Did he outright offer you my job?

Ama onu açık açık reddedemem.

But I can't outright refuse her.

açıkça manifestly

Güçleri açığa çıktığı zaman, Peter harika bir insan olacak.

When his powers manifest, Peter will become a great man.

Duygusal hasar fiziksel olarak açığa çıkabilir.

Emotional damage can manifest physically.

açıkça expressly

Patronun Don Falcone açıkça belirtti ki

Your boss, don falcone, Expressly said

Kral bunun olmasını açıkça yasakladı.

The King expressly forbade it.

açıkça straight out

Onu senin için bulmuştum. Senin, güzel, dürüst, açık sözlü kızın.

I found her for you your nice, square, straight-out girl.

Bu açıkça bir yalan olur.

It's straight-out a lie.

açıkça flat, flatly

En azından Novak seni açıkça bıraktı.

At least Novak dropped you flat.

Bu ahlaksızca, açıkça, küstahça bir yalan olduğunu biliyorsun!

That's a vicious, flat-out, bold-faced lie and you know it!

açıkça downright

Hatta bu açıkça dinsizlik ve inançsızlıktır.

In fact, it's downright pagan and heathenish.

açıkça sincerely

Bana karşı tamamen açık ve samimi olmalısın.

You must be perfectly open and sincere with me.