Turkish-English translations for açlık:

starving · hunger · starvation · thirst · famine · famished · hungry · poverty · fasting · other translations

açlık starving

Hindistan'da sadece çocuklar açlıktan ölmüyor burada da açlıktan ölen bir Hintli var.

Not only are there children starving in India, there's an Indian starving right here.

Biliyor musun, aslında açlıktan ölüyorum.

You know what, actually, I'm starving.

Açlık çeken insanlar var.

There are people starving

Click to see more example sentences
açlık hunger

Açlık ve susuzluktan kıvranan zavallı bir sakat. Öyle bir adam için nasıl iyi bir hayat olabilir ki?

A poor cripple dying of hunger and thirst what good could life be to a man like that?

Dünya açlığı o kadar kötü değil.

World hunger is not that bad.

Onun için açlık, soğuk, hastalık ya da yaşlanmak yoktur.

For him there is no hunger, cold, disease or old age.

Click to see more example sentences
açlık starvation

Aslında seni açlıktan önce öldürecek bir sürü başka şey var.

Actually, there are many other things that will kill you before starvation.

İşsizlik, açlık, sefalet, Amerika ve tüm diğer meseleler.

Unemployment, starvation, poverty, America and all other issues.

Belki de açlık, kanser için bir çeşit tedavi yöntemidir.

You know, maybe starvation is some kind of cure for cancer.

Click to see more example sentences
açlık thirst

Açlık ve susuzluktan kıvranan zavallı bir sakat. Öyle bir adam için nasıl iyi bir hayat olabilir ki?

A poor cripple dying of hunger and thirst what good could life be to a man like that?

Açlık ve susuzluktan kıvranan zavallı bir sakat.

A poor cripple dying of hunger and thirst

Bütün duyguları kendine sakladın, açlık, susuzluk nefret, suçluluk haset, masumiyet.

You kept all emotions to yourself, hunger, thirst, hate, guilt, malice, innocence.

Click to see more example sentences
açlık famine

Savaş, kıtlık, ölüm, AIDS, evsizlik, ekonomik durgunluk, ekonomik kriz savaş, açlık, ölüm, AIDS

War, famine, death, AlDS, homeless, recession, depression, war, famine death, AlDS

Savaş, Açlık, Ölüm, Salgın ve Bayan Timberlake.

There's War, Famine, Death, Pestilence and Miss Timberlake.

Haydutlardan daha kötüsü, veba, açlık, yangın ya da savaş.

It's worse than bandits, the plague, famine, fire, or war.

Click to see more example sentences
açlık famished

Sebastian geçen yaz boyunca sarışın açlığı çekti.

All last summer, Sebastian was famished for blonds.

Açlıktan ölüyorum, Charles.

I'm famished, Charles.

Kız açlıktan ölüyormuş.

Girlfriend was famished.

Click to see more example sentences
açlık hungry

Sende de açlık var mı?

You have hungry, too?

Ben açlık hissediyorum,

I'm feeling hungry.

Pislik, açlık ve soğuk.

Dirty, hungry and cold.

Click to see more example sentences
açlık poverty

Tsunamiler, savaş, depremler, yoksulluk, soykırım, ırkçılık, açlık, çeteler

Tsunamis, war, earthquakes, poverty, genocide, racism, hunger, urban gangs

İşsizlik, açlık, sefalet, Amerika ve tüm diğer meseleler.

Unemployment, starvation, poverty, America and all other issues.

Savaş, hastalık, ölüm, yıkım, açlık pislik, kirlilik, işkence, suç, yozlaşma ve the Ice Capades mutlaka bir şeyler yanlış.

War, disease, death, destruction, hunger, filth, poverty, torture, crime, corruption and the Ice Capades something is definitely wrong.

Click to see more example sentences
açlık fasting

Açlıktan ölen insanlar var ve sen diyet yapıyorsun.

There are people starving out there and you're fasting.