Turkish-English translations for ağız:

mouths, mouth · opening · oral · talk · lip · blade · muzzle · edge · jaws, jaw · chop · vent · orifice · kisser · embouchure · colostrum · bill · brim · mouthpiece · other translations

ağız mouths, mouth

Güzel biri değildi ama öyle bir ağzı vardı ki orada bekleyen başka bir dünya vardı.

She was not beautiful, but she had this mouth There was another world waiting there.

Jake ve onun kocaman şişman ağzı.

Jake and his big, fat mouth.

Bu kadının ağzına bir şey lazım.

That woman needs something in her mouth.

Click to see more example sentences
ağız opening

Hadi. Hadi, ağzını tatlım.

Come on, open up, honey.

Soru şu ki ağız açık yoksa kapalı mı?

The question is mouth open or mouth closed?

Ağzını aç, ağzını aç!

Open, open your mouth.

Click to see more example sentences
ağız oral

Ağız temizliği için değil.

It's not about oral hygiene.

Ne zamandan beri ağız iltihabı naneli?

Since when is oral thrush minty?

Özellikle de ağız dalaşlarını.

Especially the oral argument.

Click to see more example sentences
ağız talk

Büyük bir ağzı var ve benimle konuşmaya başlıyor.

He's got a big mouth that starts talking to me.

Şimdi o güzel ağzını ve konuş!

Now open your pretty mouth and talk.

O zaman ağzın açık kalsın, ama konuşma!

Then keep your mouth open, but don't talk!

Click to see more example sentences
ağız lip

Ağzın bir şey söylerken, dudakların başka bir şey söylüyor.

The old your mouth says one thing, your lips say another.

Geçen gece başka bir isim vardı ağzında.

Last night another name was on your lips.

O geleceği hakkında gerçek ağzı sıkı olduğunu.

He's real tight-lipped about the future.

Click to see more example sentences
ağız blade

Ağzı da öyle sıradan bir metal değil.

And that blade is no ordinary metal.

Hayat, üzüntü, yalnızlık, başarısızlıklar, kızgınlık, bıçak ağızları, aşk ve balık sosları.

Life, sadness, loneliness, setbacks, anger, knife blades, love and fish sauce.

Bu testere ağzı, kan, doku ve kemik parçalarıyla kaplı.

Eh, this blade's covered in blood, tissue, bone fragments.

Click to see more example sentences
ağız muzzle

Namlu ağzı ne peki?

What is the muzzle then?

Toothless zincirlenmişti ve günlerdir ağzı kapalıydı.

Toothless was chained and muzzled for days.

Ağız bağı iyidir.

The muzzle's good.

ağız edge

Ağız kenarları biraz kırışık ama yaşlı bir adam için hiç fena değil.

A little wrinkled around the edges, but not bad for an old man.

İntikam iki ağızlı bir kılıçtır.

Revenge is a double-edged sword.

Ağzının sulanması başka bir rekabet şekli.

The drooling's another competitive edge.

ağız jaws, jaw

Ama bu defa bir kurt ağzı çıktı anne.

But this time it was a wolf s jaws, Mom.

Çevrede bulunan Rugops'un zayıf bir ağzı ve kafatası var.

The ever-attendant Rugops has a weak jaw and skull.

ağız chop

Ne haber, Şişko Ağız?

What's up, Fat Chops?

Neyse bunların ağızlarına verdik, sonra çatır çatır s.ktik.

We're having two's-ups and chop-overs with them.

ağız vent

Havalandırma ağzı gibi bir şey var, değil mi?

There's like an air vent thing there, right?

ağız orifice

İlk önce ağızdan.

In orifices first.

ağız kisser

Harika bir ağzın var.

You got a great kisser.

ağız embouchure

Evet, nehir ağzın komik.

Yeah, your embouchure's funny.

ağız colostrum

Muhtemelen ağız sütündendir, ve bu çok acı vericidir.

That's probably the Colostrum coming, and it'll be very painful.

ağız bill

Evet, Büyük Bill'in büyük bir ağzı var.

Yeah, well, Big Bill has a big mouth.

ağız brim

Evet, baylar, ağzına kadar doluyum!

Yes, gentlemen, full to the brim!

ağız mouthpiece

Buraya bak, Bay Koca Ağız.

Look at here, Mr. Mouthpiece.