Turkish-English translations for acımasız:

cruel · bitter · ruthless · brutal · mean · merciless · harsh · relentless · vicious · hard · cutthroat · violent · ferocious · grim · fierce · outrageous · cold-blooded · stern · dead · heartless · savage · pitiless · cold-hearted · inhuman, inhumane · remorseless · unfeeling · wanton · other translations

acımasız cruel

Bakın, biliyorum bu çok, çok ani gibi görünüyor ve bir bakımdan haksız ve acımasız ve

Look, I know this seems really, really sudden and just sort of unfair and cruel and

Hayat bazen çok acımasız olabiliyor.

Life can be so cruel sometimes.

Bu çok acı bir kader.

That is too cruel a fate.

Click to see more example sentences
acımasız bitter

En azından bu, neden bu kadar yalnız ve acınası olduğunu açıklıyor.

Well, at least that explains why you're so lonely and bitter.

Ama çok acı bir tecrübem oldu.

But I had a very bitter experience.

Ama on yıl sonra şişman, acılı, boşanmış alkolikler olacaklar.

But, in ten years they're gonna be fat, bitter, divorced alcoholics.

Click to see more example sentences
acımasız ruthless

Bir gün senin de zamanın gelecek Acımasız, ama şimdi senin zamanın değil.

One day it will be your time, Ruthless, but it's not your time now.

Bu kişi acımasız bir katil.

This person is a ruthless murderer.

Bu acımasız savasçıların arasındaki aile bağı çok güçlü.

The family bonds between these ruthless fighters are very strong.

Click to see more example sentences
acımasız brutal

İnsanlar burada ölüyor. Her gün. Çirkin, acımasız, dramatik ölümler.

People die here every day ugly, brutal, dramatic deaths every day.

Ama hatırla: "aleni ve acımasız".

But remember: "public and brutal".

Acımasız olduğum için üzgünüm.

Sorry for being so brutal.

Click to see more example sentences
acımasız mean

Ben acımasız bir kızım.

Well, I'm a mean girl.

Bence o acı içinde, Martin.

I mean he's in pain, Martin.

Çok acımasız ve pis bir yer.

It's a very mean and nasty place.

Click to see more example sentences
acımasız merciless

Evet, Daniel çok hassas ve zeki bir çocuktu ama babası ona acımasızca kötü davrandı.

Yes, Daniel was a sensitive and intelligent boy but his father bullied him mercilessly.

Bunu düşündüm, fakat ben bile bu kadar acımasız olamam.

I thought about it, but not even I am that merciless.

Bu çok acımasız.

This job is merciless.

Click to see more example sentences
acımasız harsh

Bu acımasız gerçeklik yerine başka bir dünyada olmak harika bir şey.

It's wonderful to be in another world instead of this harsh reality.

Acı gerçek şu ki; bu onun oyunu.

The harsh truth is that this is his game.

Ama bu çok acımasızca anne.

But, Ma, that seems very harsh.

Click to see more example sentences
acımasız relentless

Kim olduğunu bilmiyorum ama acımasız ve tehditkar bir şey ve sesi de Danny'e benziyor.

I don't know who it is, but it's relentless and menacing and it sounds just like Danny.

Hayır, O sadece acımasız.

No, he's just relentless.

Acımasızca neşeli değil, değil mi?

It's not relentlessly cheerful, is it?

Click to see more example sentences
acımasız vicious

Bu işe bulaşmış insanlar var. Çok acımasız insanlar.

There are people involved in this, too, very vicious people.

Bu kadın acımasız bir suçlu.

This woman's a vicious criminal.

Acımasız, vahşi bir hayvan.

A vicious, violent animal.

Click to see more example sentences
acımasız hard

Bu dünya bazen ufak şeyler için biraz acımasız.

Sometimes it's a hard world for little things.

Bazen zor hatta acı verici bile, ama bazen de kötü değil, hatta BAR eğlenceli bile olabiliyor

Sometimes it's hard and even painful, but sometimes it not that bad and even fun.

Acı bir gerçek bu.

It's a hard truth.

Click to see more example sentences
acımasız cutthroat

Üzgünüm Mort ama bu dünyasının acımasızlığı.

Sorry, Mort, but this is a cutthroat business.

Bu çok acımasız bir sektördür.

This is a cutthroat business.

Bu oldukça acımasız olabiliyor.

This business can be quite cutthroat.

Click to see more example sentences
acımasız violent

Hey, bu acımasız bir dünya.

Hey, it's a violent world.

Onlar ilkel ve acımasız bir ırk.

They're a primitive and violent race.

Acımasız, vahşi bir hayvan.

A vicious, violent animal.

Click to see more example sentences
acımasız ferocious

Goblin acımasız, ölümcül ve hepsinden kötüsü en iyi dostum Harry'nin babası.

The Goblin ferocious, deadly, and, worst of all, he's my best friend Harry's dad.

Kocaayak gibi ama daha zor bulunuyor, daha acımasız ve gözlü.

It's like a Sasquatch, only more elusive, more ferocious and a little more greedy.

Hızlı, acımasız ve tamamen yasadışı.

Fast, ferocious and totally illegal.

Click to see more example sentences
acımasız grim

Acımasız bir şaka bu.

It's a grim joke.

Evet, ama çok acımasız.

Yeah, but it's grim.

Bu kadar acımasız görünme Jon Snow.

Don't look so grim, Jon Snow.

Click to see more example sentences
acımasız fierce

Uzun pençeleri ve keskin dişleri olan acımasız bir yaratık.

A fierce creature with long claws and sharp teeth.

Onlar acımasız savaşçılar, ama büyük bir aile gibi yaşıyorlar.

They're fierce warriors, but they live as one big family.

Ateşin babası, acımasız ve alim. Ejderha kanı bir kez daha yükselecek.

Father of fire, fierce and wise, dragon blood shall once more rise.

Click to see more example sentences
acımasız outrageous

Bu acımasızca, Bayan. Julian.

This is outrageous, Miss Julian.

Bu çok acımasızca, beyefendi.

This is outrageous, sir!

Acımasızca, değil mi?

Outrageous, right? Yeah.

Click to see more example sentences
acımasız cold-blooded

Bayan Dillon. Oğlunuz acımasız, sadist, soğukkanlı bir hayvan.

Mrs. Dillon, your son is a ruthless, sadistic, cold-blooded animal.

Bu bir intikamdı daha çok acımasız, soğuk kanlı bir şekilde.

This was revenge of a much more brutal, cold-blooded nature.

Çünkü bu, acımasız bir cinayet.

Because it's cold-blooded murder.

Click to see more example sentences
acımasız stern

Üstelik çok zengin bir centilmen, çok güçlü, sert, acımasız, ve taş kalpli biri.

He's also a very rich gentleman, very powerful, stern, cruel, a heart of stone.

O zaman bu çok acımasız bir karakter testi olur.

Then that would be a very stern test of my character.

Karanlık, güzel bir yüz, fakat acımasız.

Dark, a beautiful face, but stern.

Click to see more example sentences
acımasız dead

Goblin acımasız, ölümcül ve hepsinden kötüsü en iyi dostum Harry'nin babası.

The Goblin ferocious, deadly, and, worst of all, he's my best friend Harry's dad.

Ölü olmak acı veriyor.

It hurts to be dead.

Çünkü o ölü puştlar acımasızdır.

Because those dead fuckers are hardcore.

Click to see more example sentences
acımasız heartless

Kalpsiz ve acımasız.

Heartless and cruel.

Acımasız değil, gerçekçi.

Not heartless, realistic.

Tehlikeli ve acımasız.

Vicious and heartless.

Click to see more example sentences
acımasız savage

Ani, acımasız değişimleri olan garip bir hastalık.

It's a strange disease with sudden, savage changes.

Dmitri ve Jopling, acımasız, soğukkanlı barbarlar.

Dmitri and Jopling, ruthless, cold-blooded savages.

Bhishma, bu dünya acımasız.

Bhishma, this world is savage.

acımasız pitiless

Boş bir bakış ve güneş gibi acımasız," "Yavaşça kımıldatıyor kalçalarını,

a gaze blank and pitiless as the sun, is moving its slow thighs,

Boş bir bakış ve güneş gibi acımasız,

a gaze blank and pitiless as the sun,

Tanrı sağırdır. Tanrı kördür. Ve de acımasız.

God is deaf, God is blind, and pitiless.

acımasız cold-hearted

Bu seni acımasız bir katil yapar, merhemetli bir komutan değil.

Makes you a cold-hearted murderer, not a merciful commander.

Bu beni acımasız bir ego manyak yapar mı?

Does that make me a cold-hearted egomaniac?

Soğuk kalpli, zorba ve acımasız.

Cold-hearted, tyrannous and cruel.

acımasız inhuman, inhumane

Bu acımasızca ve insanlık dışı.

That's cruelty and it's inhumane.

Rezil acımasız piçler.

Lousy inhuman bastards.

acımasız remorseless

Ve adalet, top salvolarıyla, kama kılıçlarla, ve de her türlü acımasız metalle sağlanacak.

Justice will be dispensed by cannonade and cutlass, and all manner of remorseless pieces of metal.

acımasız unfeeling

Bazen, Cora, ilginç biçimde acımasız olabiliyorsun.

Sometimes, Cora, you can be curiously unfeeling.

acımasız wanton

Ama Tanrı'nın ihmalkarlığı, acımasızlığı,

But God's wantonness, his cruelty,