Turkish-English translations for akıntı:

current · stream · tide · flow · discharge · undertow · running · drift · rip · other translations

akıntı current

Ve cehennem kadar soğuk bir akıntı var.

And there's a current as cold as hell.

O da çok güzel, masmavi bir deniz. Ama akıntı doğuya doğru gidiyor.

Also a very beautiful blue sea, but the current travels east.

Orada sert bir akıntı var.

There's a brutal current there.

Click to see more example sentences
akıntı stream

Kesinlikle yok dostum, bu gerçek bir akıntı bile değil!

Hell no dude, this isn't even a real stream!

Ama bir kadın için, her şey bir akıntı gibi devamlıdır.

With a woman it's all in one flow like a stream.

Sadece küçük bir akıntı.

Just a little stream.

Click to see more example sentences
akıntı tide

Zaman ve akıntı Yüzbaşı La Forge.

Time and tide, Lt. La Forge.

Akıntı bizimle mi yoksa bize karşı mı?

Is the tide with or against us?

Akıntı çok güçlü geliyor.

Tide is coming in strong.

Click to see more example sentences
akıntı flow

Ama bir kadın için, her şey bir akıntı gibi devamlıdır.

With a woman it's all in one flow like a stream.

Larry, senin devimbilimsel akıntı eşleştirmen olmadan, bu şamandıraları nereye bırakacağımızı bilemezdik.

Larry, without your kinematic flow mapping, we wouldn't know where to drop these buoys.

O kelkit oluşumunun arkasında bir nitrojen-oksijen akıntısı kaydediyorum.

I'm reading a nitrogen-oxygen flow behind that calcite formation.

Click to see more example sentences
akıntı discharge

Şiddetli ama normal bir akıntı.

Heavy but normal discharge.

O gördüğün cihazdan kaynaklanan plazmik bir akıntı.

It's an inorganic plasmic discharge from the device,

Peniste ya da anüste akıntı?

Any penile or anaI discharge?

Click to see more example sentences
akıntı undertow

Ama tehlikeli bir ters akıntı var ve geçen sene burada bir adam boğulmuştu.

There's a dangerous undertow, and there was a man drowned here last year.

Ve sonra sanki bir ters akıntı, yer çekimi yokmuş gibi.

And then it's like there's an undertow, like there's no gravity.

En iyi yüzücüler bile ters akıntıya kapılırlar.

Even the best swimmers get caught in the undertow.

Click to see more example sentences
akıntı running

Evet, büyük güney akıntısı var.

Yeah, there's a big south running.

Akıntıya karşı yüzüyorlar, bakın!

They are running upstream, look!

akıntı drift

Güneye doğru güçlü bir akıntı var.

There's a strong southerly drift.

Belki de tekne akıntıyla sürüklendi.

Maybe the boat just drifted back.

akıntı rip

Bazen ters akıntılara giden gümüş bir hançer gibi.

Sometimes it rips through a like a silver dagger