Turkish-English translations for alçak:

low · bastard · scoundrel · lousy · villainous · dirty · rascal, rascally · lower · despicable · sneaky · mean · scum · vile · cowardly, coward · low-down · sick · humble · no-good · heel · ill · nasty · bad · bloody · evil · slimy · vicious · yellow · other translations

alçak low

Senin için bile alçakça bir şey bu gerçekten.

And really, that that's even a new low for you.

Bu kadar alçakça bir şey yapar mısın Frank?

You would do something that low, Frank?

Bu çok alçakça bayım.

That's pretty low, mister.

Click to see more example sentences
alçak bastard

Dün gece ne yaptığını hatırlamıyor musun seni alçak?

Don't remember what you did last night, you bastard?

Benden uzak dur, seni alçak.

Get away from me, you bastard.

Sen sefil ve alçak bir herifsin.

You are a miserable, miserable bastard.

Click to see more example sentences
alçak scoundrel

Hiçbir şey, seni küçük alçak.

Nothing, you little scoundrel.

Sorun değil, ama kim bu alçak?

That's fine, but who's that scoundrel?

Seni alçak, namussuz, seni aptal.

You scoundrel, rascal, you fool.

Click to see more example sentences
alçak lousy

Michael, seni alçak piç kurusu!

Michael, you lousy bastard!

Seni alçak piç!

You lousy bastard!

Alçak Bart ve onun parası.

Lousy Bart and his money.

Click to see more example sentences
alçak villainous

O bir katil ve alçak!

A murderer and a villain!

Bu adam, Prensin kardeşi Don John'ın bir alçak olduğunu söyledi.

This man said, sir, that Don John, the prince's brother, was a villain.

Her zaman alçak olan!

All the time a villain!

Click to see more example sentences
alçak dirty

Sen çok alçak bir herifsin, Sidney.

You are a very dirty bastard, Sidney.

O kirli bir alçak.

He's a dirty scoundrel.

Seni alçak casus!

You dirty spy.

Click to see more example sentences
alçak rascal, rascally

Seni alçak, bu ne cüret kim bu aşağılık?

You rascal, don't you dare.. Who is this rascal?

Seni alçak, namussuz, seni aptal.

You scoundrel, rascal, you fool.

Artık sadece bir alçak var

There's only one rascal now

Click to see more example sentences
alçak lower

Aman Tanrım bu alçak, daha da alçak.

Oh, Christ, this is lower, this is even lower.

Ama diğer alçak adalarda neredeyse hiç yağmur yok

But, on other lower islands, there is almost no rain.

Ve "ding, ding, ding" gibi alçak sesi bir ton olursa da

And if then if it's "ding, ding, ding," a lower tone

Click to see more example sentences
alçak despicable

Bu senin için bile çok alçakça.

It's despicable, even for you.

Ne kadar kaba, aşağılık, alçakça, bir politik hile.

What a vulgar, low, despicable, political trick.

Biliyorum, bu çok alçakça.

I know. It's despicable.

Click to see more example sentences
alçak sneaky

Seni alçak herif seni!

You sneaky bastard, you!

Sinsi, alçak soya sosu.

Sneaky, sneaky soy sauce.

Alçak ve sinsi.

Dirty and sneaky.

Click to see more example sentences
alçak mean

Gerçekten de çok alçak bir adamsın.

You really are a mean little man.

Sen de alçak bir şerefsiz misin, dedektif Smith?

Are you a mean bastard, Detective Smith?

O yaşlı alçak bir namussuz!

He's a mean old bastard!

Click to see more example sentences
alçak scum

Eline bir silah al, seni alçak!

PicK up a weapon, you scum!

Nedir bu alçak herif?

What is it, scum?

Psikopat, alçak suçlu.

Psychopath, criminal scum.

Click to see more example sentences
alçak vile

Bu insanlar Bu alçak insanlar Terra Nova'yı insanlığa sunulmuş ikinci bir şans olarak görmüyorlar.

These people, these vile people they don't see Terra Nova as a second chance for humanity.

Sen, alçak iğrenç bir çingenesin.

You are a vile, disgusting gypsy.

Lydia Davis alçak bir fahişeydi.

Lydia Davis was a vile whore.

Click to see more example sentences
alçak cowardly, coward

O alçak ödlekler uzun yayları ve Kara Oklarıyla.

Those sniveling cowards with their long bows and Black Arrows.

Alçak korkaklar, Bob ve Charlie Ford yapmış.

It was them sneakin' cowards, Bob and Charlie Ford.

Seni korkak, alçak yalancı!

You cowardly, villainous liar!

Click to see more example sentences
alçak low-down

Alaska'dan alçak basınç sistemi geliyor.

Low-pressure system coming down from Alaska.

Armstrong alçak dipte.

Armstrong down low.

alçak sick

Sen de o Alman turist gibisin. Alçak herif.

You're just like that German tourist, you sick bastard.

Bütün bu hastalıklı, alçak oyunlar?

All these sick, twisted games?

alçak humble

Evet ama tam bir alçak gönüllük değil.

Yes. But not exactly a humble one.

Alloway Masata, alçak gönüllü Masata, beni affet.

Alloway Masata, most humble Masata, forgive me.

alçak no-good

Seni terbiyesiz, hırsız, alçak Maggie Mae

You dirty, robbin', no-good Maggie Mae

alçak heel

Ne alçak bir herifti.

What a heel he was!

alçak ill

Bu alçak oyun seni hasta ediyor.

The wretched game makes you ill.

alçak nasty

İğrenç, alçak, kaba şeyler.

Nasty, low, vulgar things.

alçak bad

Kötü havanın aynı zamanda, avantajları vardır kuşlar alçaktan uçar çünkü.

Bad weather also has its advantages, because birds fly low.

alçak bloody

Sakın beni tehdit etme, alçak!

Don't just threaten me, bloody!

alçak evil

Alçakça bir şey. Ayrıca şeytanca.

Something nefarious and also evil.

alçak slimy

Ah, seni alçak

Ah, you slimy

alçak vicious

Kasım ayında alçakça bir kıyım yürüttüler ve sonra buna Kristallnacht dediler.

In November, they orchestrated a vicious pogrom which they later called Kristallnacht.;

alçak yellow

O lanet olası alçak çaylak.

That damn yellow rookie.