Turkish-English translations for alan:

field · area · space · site · taking · zone · land · place · ground · office · open space · course · domain · territory · receiver, receiving · recipient · job · square · arena · reach · sweep · workspace · region · locale · location · position · spot · station · range · court · plaza · yard · other translations

alan field

Evet, ama bu senin alanın değil ki.

Yeah, but this isn't your field.

Ama senin oğlun mükemmel O farklı bir alan seçti

But your son is great He has chosen a different field

Buz kristallerinin düşük seviye bir telepatik alanı var gibi.

The ice crystals seem to have a low level telepathic field.

Click to see more example sentences
alan area

İşte benim için daha enteresan, daha heyecan verici ve daha duygusal olan alan budur.

And that's the area to me where it gets more interesting and exciting, and more emotional.

Marcus, geri dön ve alanı araştır.

Marcus, go back and search the area.

Yüzlerce milyon yıl sonra ise bu alan su ile doldu taştı.

Hundreds of millions of years later, this area was flooded with water.

Click to see more example sentences
alan space

'Kişisel alan benim için daima çok önemli olmuştur.

'Personal space has always been very important to me.

Biraz özel alana ihtiyacım var, tamam mı?

I need some personal space, okay?

Evet, biliyorum, Jerry, Ama alana ihtiyacın var.

Well, yes, I know, Jerry, but you need space.

Click to see more example sentences
alan site

Çünkü cinayet mahalli ve enkaz alanı tamamen farklı iki yer, hmm?

Because the crime scene, crash site, two entirely different places, hmm?

Elimizde bir inşaat alanı var.

We've got a construction site.

Yeni bir iniş alanı bul bize.

Get us a new landing site.

Click to see more example sentences
alan taking

Kendine iyi bak, Alan.

Take care of yourself, Alan.

Ben Peter Alan Tyler. Jacqueline Andrea Suzette Prentice'i

I, Peter Alan Tyler, take you, Jacqueline Andrea Suzette Prentice.

Onları alan ben değilim.

I'm not taking them.

Click to see more example sentences
alan zone

Bu bir kutlama gibi olmalı savaş alanı gibi değil.

This thing should look like a celebration, not a war zone.

Burası bir savaş alanı değil, burası bir Amerikan şehri!

This is not a war zone, this is an American city!

Burası bir turist gezi bölgesi değil. Burası bir savaş alanı.

This isn't a tourist destination; This is a war zone.

Click to see more example sentences
alan land

Acil iniş alanları burada, burada ve burada.

Emergency landing fields here, here and here.

Baker Üç ve Baker Dört. Alan sizin için temizlendi.

Baker Three and Baker Four, you are cleared to land.

Yeni bir iniş alanı bul bize.

Get us a new landing site.

Click to see more example sentences
alan place

Bütün bunlar bütün bu alan, her şey yok oldu.

All this this whole place, everything it's gone.

Çünkü cinayet mahalli ve enkaz alanı tamamen farklı iki yer, hmm?

Because the crime scene, crash site, two entirely different places, hmm?

İnşaat alanı. Cesedi gömmek için çok uygun bir yer.

Construction site would be a convenient place to bury a body.

Click to see more example sentences
alan ground

Bu canavar turnuvası mükemmel bir test alanı.

This monster tournament, the perfect testing ground.

Bütün bu alan sıfır noktası.

This whole area is ground zero.

Orası bir eğitim alanı.

It's a training ground.

Click to see more example sentences
alan office

Ne burası bir savaş alanı ne de sen bir polissin.

This is not a war zone and you are not a police officer.

Senator Hawkins'in ofisinden, Alan Smith.

Alan Smith, Senator Hawkins' office.

Alan Smith, Senator Hawkins'in ofisinden.

Hello. Alan Smith, Senator Hawkins' office.

Click to see more example sentences
alan open space

Evet, biliyorsun, bir balo salonu var alan Golden Nugget de açılıyor.

Yeah, you know, there's a ballroom space opening up at the Golden Nugget.

Evet, ben Brad Stand ile Açık Alan toplantısı için geldim.

Yes, I'm here for the Open Spaces meeting with Brad Stand.

Açık bir alan mı?

In an open space?

Click to see more example sentences
alan course

Sen, Johnny, Alan, Davey ve elbette Bay Edgar için.

You, Johnny, Alan, Davey, and of course Mr Edgar.

Tabi ki, bunu Charlie ve Alan'a söyleme.

Of course, don't tell alan and charlie.

Burası bir çeşit eğitim alanı, değil mi?

This is some kind of training course, huh?

Click to see more example sentences
alan domain

Hayır, çünkü bu senin alanın.

Well, no, 'cause that's your domain.

Bu alanın benim olduğunu söyledin. Yalnızca benim.

You said this domain is mine and mine alone.

Senin sosisin, benim taşaklarım Bunlar halka açık alan.

Your wiener, my balls they're public domain.

Click to see more example sentences
alan territory

Bak, bu benim için yeni bir alan.

Look, this is new territory for me.

Bu benim için yeni bir alan.

This is new territory for me.

Profesyonel açıdan evet, ama bu yeni bir alan.

Professional discretion, yes. But this is new territory.

Click to see more example sentences
alan receiver, receiving

Ben de öyle düşünmüştüm ta ki, şunu alana kadar.

I thought so, too until I received this.

Alan? Alan, beni duyuyor musun?

'Alan, are you receiving me?

Konakçı bedende bir alıcı var, sinyal alan bir modem gibi.

The host body holds a receiver, like a modem receiving a signal.

Click to see more example sentences
alan recipient

Geçmişte alanlar prestijli üniversitelere gitti, ve prestijli kariyerlere sahip oldu.

Past recipients have gone to prestigious universities and even more prestigious careers.

Demek istediğim, bu adam en genç Astrofizik dalında Prelovich ödülü alan kişi.

I mean, this guy was the youngest ever recipient of Prelovich award for astrophysics.

Ama alan kişinin imzasına ihtiyacım var.

But I need recipient's signature.

Click to see more example sentences
alan job

Alan, bu sadece bir iş.

Alan, it's just a job.

Neden Alan? İş mi istiyorsun?

Why, Alan, you want a job?

İyi işti Alan.

Good job, Alan.

Click to see more example sentences
alan square

Ve sonra Perry Como'ya dönüştü. Gerçek alan.

And then he turned into Perry Como real square.

Alan pi çarpı r kareye eşittir.

Area Equals pi "r" squared.

Burada kazıklarla ayrılmış alan var, "su tankı" diyor.

There's a square staked out here. It says "water tank".

Click to see more example sentences
alan arena

Bu tamamen kabul edilebilir bir çalışma alanı bir psikolog için bile.

It's a completely acceptable arena of study, even for a psychologist.

Burası güvenli alan değil.

This isn't a safe arena.

O Charlie'nin alanı.

That's Charlie's arena.

alan reach

Matt ve J.D. için daha fazla alan mı?

More zone reach for Matt and J.D?

David, Alana ve Eddie'yi aradınız.

You've reached David, Alana, and Eddie.

Merhaba. Alan, Sherrie ve Danny'e ulaştınız.

Hi, you've reached Alan, Sherrie, and Danny.

alan sweep

Tam bir alan taraması yapıyoruz.

We're doing a full perimeter sweep.

Baryon süpürme, yüksek frekanslı bir plazma alanı kullanır.

The baryon sweep uses a high-frequency plasma field.

Sonar alanı negatif.

Sonar sweeps negative.

alan workspace

Çok verimli bir çalışma alanı, öyle değil mi?

This is a very efficient workspace, don't you think?

Zaten bir çalışma alanı.

You already have a workspace.

alan region

Tüm bu alan şimdi özel bir bölge.

All this area is now a special region.

Bu bölge çok mükemmel bir çöp alanı.

This region is a perfect disposal site.

alan locale

Wamapoke temalı oyun alanı yerel restoranların yemek kamyonları Li'l Sebastian çeşmesi.

A Wamapoke-themed playground Food trucks from local restaurants, Li'I Sebastian fountain.

Yerel parti başkanı Alan Swan'ın seçim için isimleri var.

Local party chairman Alan Swan has some names for the by-election.

alan location

Stratejik bir bölge bile değildi, sadece bir test alanı.

It wasn't even a strategic location, It was a testing ground,

Yankı alanı gibi.

Like echo location.

alan position

Bana Alan'ın pozisyonunu teklif ediyorlar.

They're offering me alan's position.

Alan, o Kartalları yerlerinde tut.

Alan, keep those Eagles in position.

alan spot

Pahalı değil. Bu alan revaçta bir nokta.

It isn't expensive This area is a hot spot

Ateş, karın ağrısı, nöbetler Peritonda ve subdural alanda sıvı birikmesi ve şimdi lekeler.

Fever, stomach pain, seizures, peritoneal and subdural fluid collection and now spots.

alan station

Burası Shinjuku İstasyonu'nun batı çıkış alanı.

This is Shinjuku station's west exit area.

Otobüs terminali dolabı, bir banka hesabının bir parçası, alan kodu, plakanın bir kısmı.

Bus station locker,piece of a bank account, area code,partial license plate.

alan range

Nesne az önce Dradis alanı CBDR'ye sıçradı.

Bogey just jumped into dradis range, CBDR.

alan court

Büyük bir park var içinde oyun alanları ve tenis kortları var.

There's a large park with playing fields and tennis courts.

alan plaza

Meydan bir savaş alanı gibi görünüyor!

The plaza looks like a war zone.

alan yard

Portland'da on tane depo alanı var.

There are ten storage yards in Portland.