Turkish-English translations for ancak:

but · just · only · but not · however · though · hardly, hard · alone · yet · barely · although · simply · purely · skin · sole · exclusively · nevertheless · merely, mere · other translations

ancak but

Evet ama şu anda burada değil.

Yes, but he isn't here right now.

Ancak bunun yolu bu değil!

But this is not the way!

Bir şeyler yapmak istiyorum ama şu anda şef benim.

I wanna do something, but I'm the Chief now.

Click to see more example sentences
ancak just

Yalnızca sen ve ben! Hemen burada, şu anda!

Just you and me, right here, right now.

Şu anda sadece bir kaç kötü günün var, evlat.

Right now it's just a few bad days, son.

Şu anda hiç vaktim yok baba.

I don't have time just now, Dad.

Click to see more example sentences
ancak only

Şu anda benim için bir tek sen varsın, biliyorsun.

You know you're the only one for me now.

O anda bile bir tek seni düşündüm.

Even then I only thought of you.

Bunun tek anlamı var!

That only means one thing!

Click to see more example sentences
ancak but not

Belki, ama şu anda burada değil.

Maybe, but she's not here now.

Sanırım bu onun telefonu, ama şu anda burada değil.

I guess this is her phone but she's not here.

Senin gibi hissediyorum, kardeşim ancak bu işin yolu bu değil.

I feel as you do, brother but this is not the way.

Click to see more example sentences
ancak however

Herşey tamam, ancak, böyle büyük bir sipariş için küçük bir şirket değil misiniz?

That's all ok, however, aren't you a small company for such a big order?

Ancak ne yazık ki, bazı zaten umut ötesinde hasar var.

Unfortunately, however, some have already been damaged beyond hope.

Ancak Jason da çirkin bir adam değil.

However, Jason is not an ugly man either.

Click to see more example sentences
ancak though

Evet, ama şu anda herhangi bir zaman değil.

Yeah, but it's not any time, though.

Bu, benim için kolay, ancak,

That's easy for me, though.

Ancak geri gelecek, değil mi?

He's gonna come back, though, right?

Click to see more example sentences
ancak hardly, hard

Bu şu anda biraz zor değil mi sence de?

That's kind of hard right now, don't you think?

Şu anda çok zor.

It's hard right now.

Anne zor bir dönem geçiriyor şu anda.

Mommy is having a hard time right now.

Click to see more example sentences
ancak alone

Ne var biliyor musun? Şu anda, her şeyden fazla ihtiyacım olan şey sessiz ve yalnız bir gece.

You know what, right now, more than anything, I just need a quiet night alone.

Ve artı, ben şu anda yalnız olmaktan gerçekten çok mutluyum.

And plus, I'm I'm actually really happy being alone right now.

Şu anda yalnız mısın?

Are you alone right now?

Click to see more example sentences
ancak yet

Henüz yok, ancak biraz ümit var.

Not yet, but there's some hope.

Ancak, bu su bir yerlerden gelmiş olmalı.

Yet, that water must come from somewhere.

Henüz değil, ama şu anda endişelendiğim, sadece Voyager.

Not yet, but right now, it's Voyager I'm worried about.

Click to see more example sentences
ancak barely

Ah, tamam, ben ancak, bir şey hissediyorum.

Ah, okay, I feel something, barely.

Sen ancak adam biliyordu.

You barely knew the guy.

Ancak dişi bir kadın.

A woman barely female.

Click to see more example sentences
ancak although

Majesteleri, çok etkilendim ve gururum okşandı, ancak bu yüzüğü kabul edemem.

Your Majesty, although I am so touched, and flattered, I cannot accept this ring.

Ancak, tabii ki, genç insanlar, evet

Although, of course, the young people, yeah.

Ancak bunu göstermek için garip bir yol seçtin.

Although you chose a strange way to show it.

Click to see more example sentences
ancak simply

Aslında ben sadece adamıyım şu anda.

Well, I'm simply a businessman now.

Şu anda sadece ve sadece kabul edilemezsin.

You are at this time simply unacceptable. Unacceptable.

Bir anda ortadan kayboldu.

He has simply disappeared.

Click to see more example sentences
ancak purely

Bu bir anlaşması, soyut ve basit.

It's a business deal, pure and simple.

Şu anki durumda Bay Ryan bu tamamen varsayımsal bir soru.

As it stands, Mr. Ryan, that's a purely hypothetical question.

Sadece anlaşması, bu kadar basit.

It's a business arrangement. Pure and simple.

Click to see more example sentences
ancak skin

Bir fare ancak başka bir fare için değerlidir Vince.

A rat's skin is only worth something to a rat, Vince.

Bunun anlamı işkence yok, tecavüz yok, derisini yüzmek yok. Kafasına göğsüne birkaç mermi sadece.

That means no torture, no raping, no skinning, just a bunch of bullets to the head and chest.

ancak sole

Dr. Blake, şu anda Global Dinamik'in tek yöneticisi sizsiniz.

Dr. Blake, you are now the sole head of Global Dynamics.

Conrad şu anda benim tek odak noktam.

Conrad is my sole focus right now.

ancak exclusively

Benimle imtiyazlı bir pazarlama anlaşması altında.

Under an exclusive marketing agreement with me.

ancak nevertheless

Davranışların, kabul edilemez olsa da, anlaşılabilir.

Your behavior, while unacceptable, is nevertheless understandable.

ancak merely, mere

Ancak bu sadece bir kaçırılma işi değil.

But this is not a mere abduction.