Turkish-English translations for anlaşma:

deal · agreement · contract · arrange, arrangement · treaty · pact · negotiation · settlement · bargain · alliance · covenant · understanding · mutual agreement · accordance, accord · bond · other translations

anlaşma deal

Peki, belki de sizin için büyük bir anlaşma değil, ama o benim tek kardeşim, biz asla onu ziyaret gitmek.

Well, maybe it's not a big deal to you, but she's my only sister, and we never go visit her.

Tamam, hadi bir anlaşma yapalım.

All right, let's make a deal.

Ama anlaşma bu değildi.

But that wasn't the deal.

Click to see more example sentences
anlaşma agreement

Ben de öyle düşündüm. Bu yüzden belediye başkanı ile bir anlaşmaya vardık.

That's what I thought, which is why I've come to an agreement with the mayor.

Müşterilerim ve Tanrı arasında hiç bir anlaşma yok.

There's no agency agreement between God and my clients.

Albay, bir anlaşma yaptık mı?

Colonel, do we have an agreement?

Click to see more example sentences
anlaşma contract

Bay Thompson, bu bir sözleşmesi değil, bu bir siyasi anlaşma.

Mr. Thompson, this is not a business contract, it's a political deal.

Yazılı bir anlaşmaya ihtiyacımız yok.

We don't need a written contract.

Bir anlaşmaya ihtiyacım yok.

I don't need a contract.

Click to see more example sentences
anlaşma arrange, arrangement

Ve bu geçici bir anlaşma olmayacak.

And this wouldn't be a temporary arrangement.

Bu sadece bir anlaşma.

This is just an arrangement.

Adil ve medeni bir anlaşma bu.

It's a fair and civilized arrangement.

Click to see more example sentences
anlaşma treaty

Bu anlaşma Teddy, bu anlaşma bu anlaşma, seni İngiliz İmparatoru'nun bir uşağı yapar.

This treaty, Teddy, this treaty makes you a servant of the British Empire.

Buna rağmen Buna rağmen anlaşma yanlısı İrlandalılar, ve Kral aynı adamın ölmesini istiyor.

Nevertheless Nevertheless the pro-treaty Paddies and the King want the same man dead.

Yeni anlaşma hakkında bir şey duydun mu?

Have you heard about the new treaty

Click to see more example sentences
anlaşma pact

Şeytan için bir mabet yaptırdım ve ona dua ettim. Ve onunla bir anlaşma yaptım.

I built a chapel to Satan, and I prayed to him, and I made a pact with him.

Bunun arkasında derin ve ciddi bir anlaşma yatıyor.

There's a very deep and a serious pact behind it.

Bu bir anlaşma, bir komplo, bir kumpas!

This is a pact, a plot, a conspiracy.

Click to see more example sentences
anlaşma negotiation

Tabii ki, benim avukata ihtiyacım var anlaşma müzakere.

Of course, I'll need my lawyer to negotiate the deal.

Bebeğim, kahvaltıda milyon dolarlık anlaşmalar için pazarlık ediyorum.

Hey, babe, I negotiate million-dollar deals for breakfast.

Hayır, ben sadece anlaşmaya geldim.

No, I'm just here to negotiate.

Click to see more example sentences
anlaşma settlement

Evet, avukatı da birkaç saat içinde anlaşmayı konuşmak için burada olacak.

Yes, and his lawyer is coming here in a few hours to talk settlement.

Bu bir anlaşma teklifiyse miktar yeterli değil Jerry.

If that's a settlement offer, Jerry, it's not enough.

Sana bir anlaşma teklif ediyorum.

I'm offering you a settlement.

Click to see more example sentences
anlaşma bargain

Onlar çok mantıklı bir anlaşma teklif ettiler ama papaz geri çevirdi.

They offered a very reasonable plea bargain, but the priest turned it down.

Ben size daha iyi bir anlaşma öneriyorum.

I offer you a better bargain than I got.

Evet, bir anlaşma yaptık.

Yes. We made a bargain.

Click to see more example sentences
anlaşma alliance

Meclis üyesi ve sokak çeteleri arasında bir anlaşma olduğunu keşfettim.

I discovered an alliance between a city councilman and street gangs.

Bu bir anlaşma değil, bir dostluk.

Not an alliance, it's a friendship.

Paris, Moskova ve Londra arasında askeri bir anlaşma.

An alliance between Paris, Moscow and London.

Click to see more example sentences
anlaşma covenant

O müşterek mühürlü anlaşmayı satın almak istiyorum.

I want to buy that jointly sealed covenant.

Peki ya anlaşma ne olacak?

But what about the Covenant?

Seninle bir anlaşma yapacağız, Carl.

We're gonna make a covenant, Carl.

Click to see more example sentences
anlaşma understanding

Ve benim anladığım kadarıyla da o anlaşma suya düştü.

And it's my understanding that deal fell through.

Anlaşma yok, iyilik yok. Anladın mı?

No deals, no favors, understand?

Koç Wenchell ve benim aramda bir anlaşma var.

Coach Wenchell and I have an understanding.

Click to see more example sentences
anlaşma mutual agreement

Karşılıklı bir anlaşma içine girdin.

You entered into a mutual agreement.

Karşılıklı anlaşma olmadan satış olmaz.

There's no sale without mutual agreement.

anlaşma accordance, accord

Bu tüm anlaşmalara ters.

It goes against all accords.

anlaşma bond

İyi bir anlaşma sunuyorsun, Bay Bond.

You presume a great deal, Mr. Bond.