Turkish-English translations for bütün bütün:

whole · out · completely · over · totally · quite · through · through and through · pure · other translations

bütün bütün whole

Bu yeni bir şey değildi ve o adam bütün hayatın da hiçbir şey yapmadı. ve o

That wasn't anything new, and that guy, he hasn't done anything right his whole life, and he

O benim bütün dünyam.

He's my whole world.

Sen bütün hikayeyi biliyorum.

You know the whole story.

Click to see more example sentences
bütün bütün out

Peki, ne, onlar bütün zaman dışarıda değiller mi ya da ne?

So, what, are they out there all the time or what?

Bütün gece dışarıda olacak.

He'll be out all night.

Bütün o kızları annem dışarı attı.

All those girls Mother threw them out.

Click to see more example sentences
bütün bütün completely

Gerçekten, bence bütün arkadaşların tamamen harika, iyi ve eğlenceli gözüküyorlar, bu yüzden sakin ol.

Seriously, I think all of your friends seem completely awesome and nice and fun, so relax.

Her şey beş yıl önce Montana'da bu bütün T. rex'i bulmamla başladı.

It all started five years ago when I discovered this complete T. Rex in Montana.

Her kas parçası bütünüyle mükemmel olmalı.

Every muscle part must be completely perfect.

Click to see more example sentences
bütün bütün over

Kendine bir iyilik yap ve bana nerede olduğunu söyle ki bütün bunlar bitsin.

Do yourself a favor and tell me where it is, and this can all be over.

Jack her ne olursa olsun bütün bunlar bittiği zaman

Jack whatever happens, when all this is over,

Evet, bütün haberlerde onlar var.

Yeah, they're all over the news.

Click to see more example sentences
bütün bütün totally

Şimdi bu tamamen ve bütünüyle yanlış çünkü

Now that's completely and totally wrong because

Beş dakika içinde bütün şehir tamamen yıkılmış olacak.

In five minutes, the entire city's totally destroyed.

Bazı savaşlar tam ve bütün bir zaferle biter.

Some wars result in complete and total victory.

Click to see more example sentences
bütün bütün quite

Kaptan bütün doğru ya da değil mi? Durum oldukça karmaşıktır.

Is the captain all right or not? The The situation is quite complicated.

Evet, bütün olay tam bir saçmalık.

Well, the whole thing is quite ridiculous.

Çünkü dün, bütün bir günü kaçırdın.

Because you missed quite a day yesterday.

Click to see more example sentences
bütün bütün through

Tamam, çocuklar, bütün bunları geçen yaz yaşadık, tamam mı?

Okay, guys, we went through this last summer, all right?

Nick, daha önce bütün bunları konuşmuştuk.

Nick, we've been through all that before.

Bütün gece boyunca uyudu.

She slept all night through.

Click to see more example sentences
bütün bütün through and through

Ve sarhoş bir Komançi gibi bütün gece at sürdüm.

And I rode through the night like a drunken Comanche.

Sonra da Bay Daniels'ın cep telefonu çaldı ve o da cevap verdi ve bütün ders boyunca konuştu.

And then Mr. Daniels' cell phone rings and he answers it and talks through the whole class.

bütün bütün pure

Onun bütün vücudu saf enerjiden ışıldıyor ve ona muazzam güç ve büyüklük veriyor.

Her entire body radiates with pure energy giving her enormous strength and size.