Turkish-English translations for bütün:

all · whole · the whole · entirely, entire · every · at all · all-out · complete, completely · over · everything · full · integral · totality, total · quite · out-and-out · through · single · clear · round · solid · fully · livelong · the total · holo · intact · undivided · utterly, utter · gross · global · sheer · one and only · pan- · thoroughly, thorough · other translations

bütün all

Buradaki bütün işler, çocuklar, her şey ve kocam beni bir hafta önce terk etti.

All the work around here, and the kids, and everything and my husband left me a week ago

Peki, bütün gün sen ne yaparsın?

So what do you do all day?

Bütün gece benimle kal

Stay with me all night

Click to see more example sentences
bütün whole

Bu yeni bir şey değildi ve o adam bütün hayatın da hiçbir şey yapmadı. ve o

That wasn't anything new, and that guy, he hasn't done anything right his whole life, and he

O benim bütün dünyam.

He's my whole world.

Sen bütün hikayeyi biliyorum.

You know the whole story.

Click to see more example sentences
bütün the whole

Bütün bu şehir seni seviyorum olabilir Ama bir tek ben varım kim ne kadar hasta bilir.

This whole town may love you but I'm the only one who knows how sick you are.

Çok güzel bir doğum günü partisi yapacağız bütün mahalle gelecek.

We'll have such a birthday party, the whole neighborhood will come.

Bütün lanet olası şeyleri gördüm.

I saw the whole goddamn thing.

Click to see more example sentences
bütün entirely, entire

Hayır, hayır, şimdi olmaz. Yarın burada olacaklar. Yarın bütün ordu burada olacak.

No, no, not now tomorrow they'll be here tomorrow an entire army will be here.

O iyi ve dürüst bir adamdır, bütün bölge halkı onu sever.

He's a good and honest man and the entire region loves him

Bütün hayatım boyunca hiç bu kadar çok yemedim.

Never eaten so much in my entire life.

Click to see more example sentences
bütün every

Bütün gün boyunca değil ama her gün.

Not all day every day, but every day.

Bütün çirkin kızların güzel bir kız arkadaşı vardır.

Every ugly girl has a beautiful girlfriend.

Geçen her peni Kardeşim, bütün milyonlar orada olacak!

Every last penny brother, of which there will be millions!

Click to see more example sentences
bütün at all

Bütün aile hakkında bir şey biliyor musun?

You know anything about the family at all?

Bütün şu paraya bak.

Look at all that money.

Bütün şu yalnız insanlara bak.

Look at all these lonely people.

Click to see more example sentences
bütün all-out

Peki, ne, onlar bütün zaman dışarıda değiller mi ya da ne?

So, what, are they out there all the time or what?

Bütün erkekler ve çocuklar dışarı.

All you men and children out.

Bütün gece dışarıda kalmış, sabah da evli olarak geri gelmişti.

Stayed out all night, came back in the morning married.

Click to see more example sentences
bütün complete, completely

Gerçekten, bence bütün arkadaşların tamamen harika, iyi ve eğlenceli gözüküyorlar, bu yüzden sakin ol.

Seriously, I think all of your friends seem completely awesome and nice and fun, so relax.

Her şey beş yıl önce Montana'da bu bütün T. rex'i bulmamla başladı.

It all started five years ago when I discovered this complete T. Rex in Montana.

Her kas parçası bütünüyle mükemmel olmalı.

Every muscle part must be completely perfect.

Click to see more example sentences
bütün over

Kendine bir iyilik yap ve bana nerede olduğunu söyle ki bütün bunlar bitsin.

Do yourself a favor and tell me where it is, and this can all be over.

Jack her ne olursa olsun bütün bunlar bittiği zaman

Jack whatever happens, when all this is over,

Evet, bütün haberlerde onlar var.

Yeah, they're all over the news.

Click to see more example sentences
bütün everything

Buradaki bütün işler, çocuklar, her şey ve kocam beni bir hafta önce terk etti.

All the work around here, and the kids, and everything and my husband left me a week ago

Ben bütün bu öldürme hakkında her şeyi bilmiyorum.

I don't know everything about this whole killing business.

Bütün her şey hazır mı?

Is everything else ready?

Click to see more example sentences
bütün full

Ama bütün hikaye bu değil.

But that's not the full story.

Bütün sorumluluğu ben alıyorum tatlım, tamam mı?

I take full responsibility, honey, okay?

Onun Profesörü ve Büyük Ustası olarak bütün sorumluluğu alıyorum.

As his professor and Grand Master, I take full responsibility.

Click to see more example sentences
bütün integral

Gövde bütünlüğünü tehdit etmeye başladı, ama en büyük sorun o değil.

It begins to threat the hull integrity, but that's not the biggest problem.

Kalkanlara ve yapısal bütünlüğe tam güç

Full power to shields and structural integrity.

Tüm acil gücü, yapısal bütünlüğe yönlendir.

Reroute all emergency power to structural integrity.

Click to see more example sentences
bütün totality, total

Şimdi bu tamamen ve bütünüyle yanlış çünkü

Now that's completely and totally wrong because

Beş dakika içinde bütün şehir tamamen yıkılmış olacak.

In five minutes, the entire city's totally destroyed.

Bazı savaşlar tam ve bütün bir zaferle biter.

Some wars result in complete and total victory.

Click to see more example sentences
bütün quite

Kaptan bütün doğru ya da değil mi? Durum oldukça karmaşıktır.

Is the captain all right or not? The The situation is quite complicated.

Evet, bütün olay tam bir saçmalık.

Well, the whole thing is quite ridiculous.

Çünkü dün, bütün bir günü kaçırdın.

Because you missed quite a day yesterday.

Click to see more example sentences
bütün out-and-out

Bütün yolu git ve sonra geri dön.

Go all the way out and then come back.

Bütün yolu senin için geldim ve sen beni dışarı atıyorsun.

I came all the way here for you and you're throwing me out.

Bütün bu çaba ve onun tek yolu, bir ya da iki maaş mı?

All this effort and she's still only out, what, a paycheck or two?

Click to see more example sentences
bütün through

Tamam, çocuklar, bütün bunları geçen yaz yaşadık, tamam mı?

Okay, guys, we went through this last summer, all right?

Nick, daha önce bütün bunları konuşmuştuk.

Nick, we've been through all that before.

Bütün gece boyunca uyudu.

She slept all night through.

Click to see more example sentences
bütün single

Bütün hazine, yarım hazine ya da sadece tek bir yüzük

Half the treasure, all the treasure, or just that single ring.

Bütün hafta boyunca duyduğum tek ve en eğlenceli şey bu.

That is the single most amusing thing I've heard all week.

Bütün bekar kadınlar.

All single women.

Click to see more example sentences
bütün clear

Bütün gerçekler var, sorular soruyor açık bir bakış açısı var ve sansasyonel bir şey yok.

It's got all the facts, asks questions, clear point of view, but nothing sensationalised.

Bütün birimler alanı boşaltın.

All units clear the area.

Bütün Santa Mira sakinleri, lütfen sokakları boşaltın.

All residents of Santa Mira, please clear the streets.

Click to see more example sentences
bütün round

Hadi bütün o büyük, kıllı avuçları bir araya getirelim beyler ve güzel bir alkış zinciri oluşturalım. Kali için!

Let's bring those big, hairy palms together, gentlemen and have a nice, big round of applause for Kali!

Ve tabi ki, onu bütün bir yıl kullanabilirsin.

And of course, you can wear it all year round.

Bütün yıl boyunca çok sıcak.

Pretty warm. All year round.

Click to see more example sentences
bütün solid

Bütün o gaz toplarından sonra, katı bir uydu.

After all those balls of gas, a solid moon

Bütün organları taş gibi sağlam.

His internal organs are completely solid.

Ve bütün katı yiyecekleri

And all solid foods. Whoo!

Click to see more example sentences
bütün fully

Bütün sistemler tamam ve çalışır durumda.

All systems are fully operational.

Bayan Gravely'e bir güzellik seti. Bütün eşyalarıyla.

Miss Gravely, a beauty parlor, fully equipped?

Bütün birimleri, açık öğrenme yeteneğine sahip siber oluşumlar.

lts units are fully formed, self-learning cyber beings.

bütün livelong

Bütün bir gün boyunca tek yaptığın bu.

That's all you do, all the livelong day.

Bütün bir gün boyunca!

The whole livelong day!

Bütün gün boyunca kaşınıyorum.

Itching all the livelong day.

bütün the total

Tamamen ve bütünüyle ve Polis de öyle.

Totally and completely, and the police did, too.

Beş dakika içinde bütün şehir tamamen yıkılmış olacak.

In five minutes, the entire city's totally destroyed.

Washington Balesinin, bütün biletleri satılmış.

The Washington Balletis totally sold out.

bütün holo

Bütün sanal-simülasyonlar iptal edildi.

All holo-simulations have been terminated.

Bütün sanal sistemler yok edildi dedin.

You said all holo-systems were destroyed.

bütün intact

Bu kurnaz kafadanbacaklı başka bir gün avlanmak için yaşar. bütün dokunaçlar sağlam.

This cunning cephalopod lives to hunt another day, all tentacles intact.

Ama hemen altındaki paleokorteks bütünüyle sağlam halde.

But the paleocortex,which lies beneath it,remained intact.

bütün undivided

Sen benim bütün ilgime sahipsin.

Well, you have my undivided attention.

Bütün insanlık büyük ve bölünmez bir ailedir.

All humanity is one undivided and indivisible family.

bütün utterly, utter

Tamamen ve bütünüyle gereksiz.

Utterly and completely unnecessary.

Daniel bana bütün gün tek kelime bile etmedi.

Daniel hasn't uttered a word to me all day.

bütün gross

Tamam, şimdi bu sadece bütün.

Okay, now that's just gross.

bütün global

Bugün büyük küresel ekonomi bütün kıtaları birbirine bağlıyor.

Today, our great global economy binds all the continents together.

bütün sheer

Bu Bu bütünüyle bir panik.

It's It's sheer panic.

bütün one and only

Bütün etiketler gibi, sadece ve sadece bir tek şeyi anlatıyorlar.

Like all labels, they tell you one thing and one thing only.

bütün pan-

O zamana kadar Pan Am TWA'yı satın olmuş olur. Ve bütün uçaklarını mavi-beyaza boyamış olur.

By that time, Pan Am will have bought TWA and painted all those magnificent Connies blue and white.

bütün thoroughly, thorough

Bir Beresford hizmetçisi bütündür.

A Beresford maid is thorough.